Röportaj: James Milner

Liverpool’un tecrübeli ve başarılı oyuncusu James Milner, bu ayki “Yakın Markaj” köşemize konuk oldu!

James, 16 yaşında Leeds ile ilk maçına çıktın. Peki seni diğer genç oyunculardan ayıran neydi?

Bilmiyorum, uzun zaman önceydi! Terry Venables’ın bu kadar genç bir oyuncuyu kadroya alması için antrenörler bende ne gördü bilmiyorum. Ancak 19 yaş altı takımıyla İskoçya’daki sezon öncesi kampına gittiğimi ve beni eve erken yolladıklarını hatırlıyorum. Neyi yanlış yaptığımı düşünmüştüm ancak bana, “Bu sene çok fazla futbol oynayacaksın” dediler. Yedek takıma girdim, hemen ardından as takımla antrenmanlarda yer aldım ve daha sonra ilk maçıma çıktım. Her şey çok hızlı gelişti. Yazın sınavlara çalışırken kasım ayında As takımla ilk maçıma çıktım.

Sunderland’e gol attığında 16 yıl 346 günlüktün. O an Premier Lig tarihinin en genç oyuncusu olduğunun farkına vardın mı?

Bilmiyordum. Wayne Rooney’nin Arsenal maçında bu rekoru kırdığını biliyordum. Kısa süre sonra Elland Road’da da harika bir gol attığında kadrodaydım. O dönemde ilk maçıma çıkmamıştım ve fitness antrenörünün, “Burada oynamaya can atıyorsun, değil mi?” dediğini hatırlıyorum. Ancak Sunderland maçında rekor aklımda değildi. Alan Smith sakatlandı, oyuna girdim. Jason Wilcox topu bana yolladı ve ben de golü attım. Bu golü 26 Aralık’ta attım, ardından da 28’inde Chelsea filelerini havalandırdım. Ardından her şey hızlandı ve eğlence başladı. İnsanlar benim yerel kriket kulübüme gelip ailemin nerede yaşadığını sorardı. Kriket kulübündeki herkes beni tanımıyormuş gibi davranırdı. Leeds’te attığım o ilk golün bir Leeds taraftarı, top toplayıcısı ve kombine sahibi olarak ne ifade ettiğini söylemek zor. Ailem, arkadaşlarım ve okula birlikte gittiğim insanlar, Elland Road’a beni Leeds formasıyla izlemek için gelirdi. O an bunu düşünmezsiniz ancak bunlar güzel anılar. Leeds formasını uzun süre giyemedim ancak oldukça sosyal bir deneyimdi.

Leeds küme düşünce satılmak seni ne kadar üzdü? Kulübün ekonomik sıkıntıları hakkında hikayeler dolanıyordu. Ayrıca Peter Ridsdale’a tropik bir balık yedirdiğin doğru mu?

Hayır. Küme düşmek kötüydü ve birçok ekonomik sıkıntı vardı, basında çıkanlar ve saha dışı sorunlar… Çabuk büyümeniz lazım. As takımdaki oyuncuları izledim ve tüm bunlarla nasıl başa çıktıklarına baktım. Zor olsa da kısa sürede çok şey öğrendim. İki yıl içerisinde iyisiyle kötüsüyle birçok teknik direktörüm oldu. İkinci sezonumun başında Petr Reid geldi ve harika bir kulüp olan Swindon’a kiralandım. Orada iyi iş çıkardım, Leeds’e döndüm ve her maç oynamaya başladım. 2004’te sezon öncesi kampın ilk gününde oraya gittiğimde yeni bir sözleşme hakkında görüşeceğimizi sanıyordum ancak birisi gelip, “Yarın Newcastle’da sağlık kontrolünden geçeceksin” dedi. Ben de, “Öyle mi?” dedim. Zor bir durumdu. Fakat kulübün bana borçlu olduğu parayı onlara yardım etmek için almadım. Ayrıca bonservis bedeli aldılar. Bu yüzden bana göre, kulübün içinde olduğu finansal darboğazdan ötürü kulüp için en doğru şeyi yaptığımı düşündüm.

Newcastle’daki en iyi anın nedir?

Cardiff’teki 2005 FA Cup yarı finalinde Manchester United’a 4-1 yenilsek de azmimiz inanılmazdı. Sahaya gitmemiz çok uzun süre aldı, sokaklar siyah-beyazdı ve lamba direklerinde taraftarlar vardı. Bunu Liverpool’da Avrupa’da gösterdiğimiz başarıya dek görmedim. Newcastle’da hem iyi hem de kötü şeyler yaşadım ancak işler iyi gittiğinde futbol oynamak için harika taraftarlara sahip olan mükemmel bir yer.

Newcastle’da teknik direktörün Graeme Souness, ”Burada uzun süre kalıp birçok James Milner alacağımı sanmıyorum” demişti. Bu canını yaktı mı?

Aslında, “James Milnerlardan oluşan bir takımla hiçbir şey kazanamazsınız” demişti sanırım. Evet, genç bir oyuncu olarak canımı yaktı. Ancak özür diledi ve yanlış anlaşıldığını, bunu kast etmediğini söyledi. Newcastle zorluydu, beni transfer eden teknik direktör Bobby Robson sezonun üçüncü maçında kovuldu ve yeni bir teknik direktör geldi. Yine kiralık gittim, bu sefer Aston Villa’ya. Sanırım orada kariyerimde ilk kez sezonu başladığım ve bitirdiğim teknik direktör aynıydı. Kariyerimin beşinci senesinde bu kişi Martin O’Neill oldu. Birisinin bir fikri varsa ve bu yanlış anlaşılsa bile insanlar bunun üzerine atlar. Ancak futbolcu olarak insanları susturmaya bayılırsınız. Eleştiriler sizi daima ateşler ve insanları haksız çıkarmaya çalışırsınız. Kariyerimin o kısmında bunu denedim. Ancak Graeme ile aram iyi, sıkıntımız yok. Manchester City ile Premier Lig’i kazandığımda maçın yorumcusuydu ve gelip beni tebrik etti.

2010’da Manchester City ile anlaştın. Kupa kazanmaya başlayan bu takımdaki dönemine dair nasıl anıların var?

Harika günlerdi, her dakikasından keyif aldım. Muhteşem bir kulüp ve oraya gidip bunun başlangıcında yer almak harikaydı. Uzun süredir bir şey kazanmamıştım ve orada iki Premier Lig, bir FA Cup, bir Lig Kupası ve bir de Community Shield kazanmak müthişti. Oradaki zamanım hakkında edecek tek kötü sözüm yok. Yalnızca sonradan bir kez hayal kırıklığına uğradım. Liverpool’a transfer olduktan sonra röportajda kimin daha iyi takım olduğu soruldu ve ben de bunu takımlara bakarak cevapladım. Liverpool daha bir arada olduğundan Liverpool cevabını verdim. İnsanlar da, “Orada iki kupa kazandın, nasıl olur da Liverpool daha iyi olur?” dedi. Ancak City taraftarları bana güzel şeyler de dedi. Orada oynarken bana karşı harikaydılar ve kulübün hâlâ iyi yerlerde olduğunu görmek güzel. Ben buradayken her sezon Liverpool’un ardından ikinci olmalarını çok isterim!

Stoke City’e karşı oynadığınız FA Cup finalinde ya da QPR’a karşı son saniyelerde Premier Lig şampiyonluğunu kazandığınız maçta oynamamak moralini bozdu mu?

Evet, daima her maçta oynamak istersiniz ancak büyük resmi göremezsiniz. Yine de sezon genelinde Premier Lig’i kazanmak çok zor. O sezon oynadığım kadar fazla maçta oynayıp gol atmak ve asist yapmak zor. 38 maçlık sezona bakmanız gerek. Kimsenin QPR maçında şampiyon olduğumuz kadar güzel bir şekilde şampiyonluk yaşayabileceğini sanmıyorum. O maçı televizyonda ne zaman görsem, hâlâ ensemdeki tüyler diken diken oluyor. Asla unutabileceğimi sanmıyorum.

Mario Balotelli ne kadar çılgındı?

İlginç bir kişiydi… Onu en iyi tanımlamanın yolu daima ilginin odağında olmak isteyen bir ergen gibi olduğunu söylemek. Dart olayında oradaydım. Carrington’un üst katında boş zamanınızı geçirebileceğiniz bir yer var. Orada dart tahtası var ve spor salonuna yukarıdan bakıyor. İnsanlar spor salonunda yürürken onlara dart atmaya başladı! Yaptığı en aptalca şeylerden birisiydi. En aptalcası ise herhalde antrenmanda Micah Richards’ın tadını kaçırmak oldu. Micah kafasını kopartmak istedi! Micah, oldukça güçlü bir adam ve kontrolden çıkarsa başka bir yere gitmeniz gerekir. Mario’ya doğru koşarken Micah’ı tutmak için atladım ve başkaları araya girene kadar da onu tutabildim. Yine de Balotelli ile hiç sorunum olmadı. Bazen rakibini kovalamazdı ve onu eleştirirdim, bazen o da terslese de daha sonra özür dilerdi. Aramızda saygı vardı.

Babanın küçükken kırmızı giymeni yasakladığı doğru mu?

Evet, doğru. Leeds taraftarları Manchester United’ı rakipleri olduğu için sevmezler. Benim kırmızı tişörtüm hiç olmadı. Herhalde ilk kez İngiltere formasını giydiğimde kırmızı giydim. Liverpool’a transfer olduğumda babam, düzenli bir şekilde kırmızı giyeceğimden ilk kez memnun olacağını söyleyerek şaka yaptı.

Jürgen Klopp için oynamak nasıl bir şey?

O çok iyi bir teknik direktör. Takıma yaptıklarına bakarsanız bunu görebilirsiniz. Birlikte oynama şeklimizden ve birbirimiz için sıkı çalışmamızdan bahsediyorum. Ters bir tarafı da var ancak bir de bildiğiniz ‘Klopp kucağı’ var. Birkaç kez iyi oynamadığımızda çıldırdı ancak sizi şaşırtıyor da! İşlerin kötü gitmediği ama yine de çıldırdığı zamanlar var, bazen de çıldıracağını düşünüyorsunuz ama çıldırmıyor. Sonuçta buna o karar veriyor ve normalde doğru kararları veriyor. Bu sporu seviyor ve kazanmak istiyor.

Sence Loris Karius, geçen sezon Şampiyonlar Ligi finalinde yaptığı hataların ardından kendini toparlayabilecek mi?

Futbolda herkes hata yapar ve ne yazık ki bir kaleci olarak bu, hayatınızın bir parçası: Bir hata yaparsanız, top ağlara girer. Karius güçlü bir kişiliğe sahip ve bu süreçte ona yardım etmek bize bağlı. Sezona başlayıp devam edecek ve bunun üstesinden gelecektir. City’deyken işler onun için iyi gitmedi. Ayrıldı, sıkı çalıştı ve şimdi Avrupa’nın en büyük ekiplerinden birisi olan Liverpool’da oynuyor. Bu, neler yapabileceğini gösteriyor ve bunu tekrar yapacağına eminim. Şampiyonlar Ligi’ni kaybetmek zordu. O kadar yakınken aslında bir o kadar da uzak olmak, unutabileceğiniz bir şey değil. İnsanlar, “Atlatabildin mi?” diyor ancak büyük bir şeye bu kadar yakınken elde edemeyişinizi asla atlatabileceğinizi sanmıyorum.

Geçen sezon Şampiyonlar Ligi finaline yükseldikten sonra Liverpool bu sene ligi kazanabilir mi?

Kupalar Premier Lig’e kıyasla farklı. Yine de iki sezondur daha istikrarlı olduğumuzu düşünüyorum. Her türlü takımı yenebileceğimizi gösterdik: En iyiler, daha ufak takımlar, otobüsü çeken takımlar… Bunu başarmak için gereken malzemelere sahibiz ancak bunu 38 maça yayabilmek gerek. Bunu her hafta yapmanız gerektiği için bu kadar zor zaten. Bunun altından kalkabileceğimizi gösterdik ancak konuşmak yersiz, önemli olan başarabilmek.

FFT Eylül 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş