Röportaj | Nedim Yiğit (1.Kısım)

Futbolculuk, altyapı koordinatörlüğü, teknik direktörlük ve daha fazlası… Başarılı futbol adamı Nedim Yiğit; altyapı, oyuncu gelişimi ve daha birçok konu hakkında FourFourTwo’nun sorularını yanıtladı!

Futbolculuktan sonra işin teknik tarafına atılmanız ne zaman başladı?
Futbolculuktan sonra olmadı, futbolcuyken karar verdim. Futbolcuyken antrenörlüğe başladım. O dönemlerde legal bir durum değildi belki ama takımın oyuncu-antrenörlüğünü yaptım. İzmir’de bir takımda oynuyordum. UEFA- TFF A Lisansı için kurs başvurum çıkmıştı. Şimdiki 1’inci ligde oynarken aynı zamanda diplomamı aldım. Ertesi sene yine aynı kategoride bir takımdan transfer teklifi almıştım. Bir de üçüncü lig takımından teklif aldım ama o oyuncu-antrenörlük teklifiydi ve ben onu seçtim. Bir fıkrayı öğrenirsiniz; anlatmazsanız ezberleyemezsiniz. Ben antrenörlük bilgisini öğrenmiştim, bir an önce işin anlatma kısmına geçmek istedim işin doğrusu. Yani ben diplomayı aldıktan 2-3 sene sonra daha futbolculuğa devam ettim. Şimdi imkanım olsaydı; futbolculara önce antrenörlük diploması aldırırdım sonra futbolculuk yaptırırdım.

Futbolculuk döneminiz antrenörlük kariyerinize bir altyapı sağladı mı?
Ben antrenörlüğe çok erken yaşta karar verdim. Son 5-6 senemde çalıştığım bütün antrenörlerin antrenman notlarını tutmuştum. Tabii o zamanki şartlarda, şimdiki antrenmanlarla kıyasladığımda maalesef eksik ve fazla antrenmanlar da olduğunu gördük. Ben, 17 yıl profesyonel futbol oynadım. Tabii bu iyi bir antrenör olmak için yeterli bir done değil. Eski futbolcuların veya futbolu bırakan arkadaşların, hemen çok iyi antrenör olacaklarını düşünmesi durumunu çok kabullenmiyorum. Ama bir antrenörlük meziyetiniz varsa ve bunun için çalışıyorsanız; futbol oynamış olmak size muazzam bir katkı yapıyor. Çünkü birçok duyguyu, oyuncularınızdan istediğiniz veya yapmalarını istediğiniz birçok şeyi siz çoktan yaşamış oluyorsunuz. Bu sayede empati yapabilmek çok daha kolay oluyor.

Futbolcunun saha görüşüyle, teknik direktörün saha görüşünde ne gibi farklılıklar var?
An, sürekli değişiyor. Hele futbol, çok ivmelendi. Eskiden 1-2 antrenör varken şimdi 50 tane antrenörü olan kulüpler var. Ülkemizde de bu sayı 9-10’a kadar çıktı. Kendi futbolculuğumdan örnek verirsem; futbolcuyken “Bunu neden böyle yaptık?” tarzı soruların cevabını antrenörken öğrendim. Antrenör diplomasını aldığımda bir düz koşu yapıyoruz arkadaşlarla bir gün. O esnada hala futbolcuyum. Arkadaşım dedi ki, “Abi, sen gittin diplomayı aldın. İş mi şimdi bu yaptığımız?” diye sordu. “Evet, bu doğru.” diye cevap verdim. “Bırak abi ya, sen de bilmiyorsun!” dedi. Antrenör ve oyuncu, birbirini çok inkar eder gibi görünse de aslında aynı otobüsün içindeler. Bence burada önemli olan, bilginizi oyuncunuza aktarma şekliniz ve bilgili olmanız. Çünkü artık her yaş oyuncusu, çok amiyane bir tabirle, sizi anlıyor ama yemiyor. Birçok şeyi biliyor, sizi sürekli deniyor ve sizden aldığı bilgiyle, size olan bağlılığı artıyor. Ben artık son dönemde oyuncularda bunu görüyorum. Chelsea’nin, Barcelona’nın, Manchester’ın, birçok takımın antrenmanlarını biliyor oyuncular. Ve sen bu adamlarla sahada idman yapacaksın. Söylediklerini o kadar iyi aktarmanız gerek. Örneğin 100 bilginiz var, 20’sini aktarıyorsunuz; bende 20 bilgi var, 20’sini birden aktarabiliyorsam 100 bilgisi olandan daha kıymetli bir antrenörüm. Oyuncu ile antrenör arasındaki bu iletişim çok önemli.

Teknik direktörün anlattıklarını saha içinde uygulamayan ancak top ile yetenekli oyunculara nasıl davranılmalı?
En sevdiğim oyuncu tipidir. Herkes, her şeyi yapabiliyorsa zaten antrenöre ihtiyaç olmaz. Bu tür bir oyuncu yakaladığımda, onu, oyun sistemi içine katabilmek beni en mutlu eden etkenlerden biri. Kısa zaman önce böyle bir şey yaşadım aslında. Bir oyuncuma, “Rakip takım 4’lü oynuyor. 3’lüye geçtikleri an, seni oyundan alacağım.” dedim. “Ya iyi oynarsam?” dedi, “Hiç fark etmez. Çünkü o zaman ‘şu, şu’ özellikte bir oyuncuya ihtiyacım olacak. Sen bu değilsin, senin çok daha güzel başka özelliklerin var ama bu esnada bana lazım olan başka.” dedim. Oyun esnasında rakip, taktik değiştirince o oyuncu bana “Hocam?” diye kendini işaret etti. Biliyorum dedim, ve onu oyundan aldım. Şimdi bu, aslında onun ekibimizin bir parçası olması anlamında müthiş bir gelişimdi. O kabul etti, “Ben artık bu ekibin bir parçasıyım, iyi ya da kötü oynamak değil; taktik olarak sahadayım ya da değilim.” diye düşünmeye başladı. Maçtan sonra bana dedi ki,” Peki hocam, ben bu taktikte oynamak istersem ne yapmalıyım?”. İşte geçmiş olsun, artık o oyuncuya öğreteceğiniz yeni bir kapı açıldı. Ben, bu tür oyunculara bayılırım.

Nedim Yiğit, FourFourTwo'nun sorularını yanıtlıyor

Nedim Yiğit, FourFourTwo’nun sorularını yanıtlıyor

Yeni nesil genç oyuncuların eğitim ve futbolu bir arada götürmesi için neleri yapması gerekir?
Ülkemizdeki belki de en önemli sorun gibi görünüyor. Şöyle bir kronolojik saat yaparsak: Ortalama 7 gibi uyanan bir öğrenci oyuncu düşünelim. 8 gibi evden çıkıyor, 9 gibi ders başlar, 12 gibi eğer okulda böyle bir hizmet varsa öğle yemeği yer ki olmayabilir de. Simit-çayla da geçiştirebilir. 3-4 gibi okuldan çıkabilir, yolda geçirdiği süreyi geçelim. Ne yiyip yemediğini hâlâ bilmiyoruz. Çok iyi ihtimal 5 veya 6’da antrenmanda oluyor bu çocuk. Ortalama 1 buçuk saat antrenman yapıyoruz. 7-8’de çıkıp 1 saat içinde – ki İstanbul için iyimser bir rakam- 9’a doğru evde oluyor. Sabah kahvaltı yaptı mı? Öğlen ne yedi? Akşam yemeği yedi mi? Bunların hiçbirini bilmiyorum. Bu çok adil bir durum değil. Bu yüzden bu durumu yalnızca kulüple ya da oyuncuyla düzeltemezsiniz. Milli Eğitim Bakanlığı, kulüpler ve federasyonlarla ortak bir girişim yapmak lazım. Şu kronolojik saatle bizim ülkemizde sağlıklı herhangi bir sporcu çıkması mümkün değil. Herkesin konuşup tartıştığı ama kimsenin bir çözüm bulamadığı bir sorun bu.

Türkiye Milli Takımındayken sahip olduğunuz bir genç oyuncu veritabanı ağınız vardı. Bu veritabanını nasıl kullandınız?
Uzun yıllar, A Milli Takım da dahil, hemen her yaş kategorisinde onurla çalıştım. Daha öncesinde de Galatasaray’daki her yaş grubunda hem oynadım hem çalıştım, güzel bir duyguydu benim için. Altnordu’nun ilk kulüpleşmesine 2 seneye yakın taban kuruluşunda görev aldım. Burada çok önemli bir oyuncu kitlesine sahip oluyorsunuz. Cengiz Ünder’i Başakşehir’de seyreden var; ben ondan 5 sene öncesini biliyorum. Güven Yalçın’ı bu sene Beşiktaş’da izleyen var; ben onu bir turnuvadan milli takıma kazandırmanın onurunu yaşıyorum, tabii ki birçok meslektaşımla beraber. Bu örnekler arttırılabilir. Ben, bu ülkeden çok sayıda genç oyuncu çıkabileceğini ve oynatılabileceğine olan inançla ve bu veritabanının da bana verdiği güçle bir kariyer planı yaptım.Umarım, başarılı olur, yeni ve daha iyi oyuncuları Türk futboluna kazandırabilirim.

Bu veritabanında mutlaka iyi yerlere gelecektir dediğiniz oyuncular var mı?
Çok var, kısmen gelmeye başlayanlar da var aslında. Çünkü nesil artık o nesil. Ben ilk genç takımlarda çalıştığımda, 97-98 gruplarında başlamıştım. 91 grubuyla da, mesela Galatasaray’da Emre Çolak ve Semih ile beraber çalışmıştım. Sonra 2000’leri kurduk. 91 ile başlayan, 2004-05’lere kadar süren çok geniş bir yelpazeye, yani büyük bir bölümüne sahip oldum. Bu bir antrenör için bulunmaz bir nimet.

Futbolcuların performans istatistiklerinin paylaşıldığı internet sitelerinin bir futbolcuyu değerlendirmede yeterli ve verimli olduğunu düşünüyor musunuz?
Muhakkak fikir sahibi olursunuz, bu kaçınılmaz. Ama tamamı hakkında değil. Her türlü veri çok kıymetli. Ölçemediğiniz hiçbir şeyi değerlendiremezsiniz. Şu hikayeyi çok duymuşsunuzdur: “Bu çok iyi oyuncu ama çok koşmuyor.” Neye göre, kime göre bunları konuşmadan. “Şu çok iyi oyuncu ama çok top kaptırıyor.” Hep eleştirel bir bakış var. Bunları bir istatistiğe soktuğunuzda aslında oyuncuyu da biraz rahatlatıyorsunuz. Psikolojide bir tost modeli vardır. Bir oyuncuyu eleştirirken bile önce güzel bir şey söyleriz. “Bu işi çok iyi yaptın, şunu da yapsaydın ama şu konuda da senin destekçinim, harika bir kafa hakimiyetin var.” diyerek, eleştiriyi güzel şeylerin arasında sıkıştırıyoruz. Biz her şeye direkt olarak eleştirel yaklaşıyoruz. “Koşmamışsın kardeşim! Sağdan 20 orta gelmiş, sen soldan 2 orta yapmışsın!” E tamam, 20 ortadan gol olmadı, 2 ortadan biri gol oldu. Hangisi daha iyi istatistik? Sadece rakam olarak bakarsanız, en az 20 orta yapan bir sol bek bulayım derseniz olmaz. İstatistiği de doğru değerlendirmek lazım. Muhakkak bu verilerden yararlanalım ama ben, futbolda en önemli şeyin sahada görmek olduğunu düşünüyorum. Uzun yıllar belli nesillerin gelişimini gören biri olarak ben de kullanıyorum bu siteleri, bana çok büyük fikir verir ve yönlendirir. Ama son tahlil sahada. Birçok ülkeden model, test veya antrenman metodları alabiliriz. Ama bizim yetiştirilme tarzımız başka. Türk anneler, çocuğun doyup doymadığına kendileri karar verir. Ya da ilkokulda konuşanlar, ne söylediklerine bakılmaksızın tahtaya yazılır. Çocuk, masaya kafasını vurunca gidip masayı döven bir nesil var bizde. Yani çocuğa suçlunun o olmadığını öğretiyoruz bir yandan. Bu çocuğun büyüyüp sporcu olduğunu düşünün. “Kabahatli ben değilim ki, hoca beni oynatmıyor.” gibi bahaneler üretiyor. Biz bu nesille çalışıyoruz. Modelleme ya da örnek alabiliriz ama kendi modellerimizi oluşturmalıyız. Bizim insanımız başka. Dolayısıyla bütün bu testleri ve istatistikleri de değerlendirirken sadece rakamlara bağlı kalmamalıyız; bu faktörleri de göz önünde bulundurmalıyız..

Röportaj: Burak ÖzgülRezzan Yetiş 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş