“Sahada kontrolün dışında 21 kişi var!”

Rumen futbolcu Gabriel Torje, poligonda atış yapma tutkusunu futbolla bu şekilde kıyaslıyor. Gheorghe Hagi’nin öğrencisinin söyleyecekleri tabii ki bu kadar değil!


Hagi’den nasıl bir altyapı eğitimi almıştın?
Aslında altyapı eğitmenim Hagi’den ziyade babam. Antrenörlük yaptığı için beni kendi çalıştığı kulübe götürmüştü. Sekiz sene Timişoara’da oynadım. 15 yaşımdayken Hagi’yle çalışmaya başladım ve üç yıl boyunca onunlaydım. Beni profesyonel futbolcu yapan da oydu. Her antrenmandan sonra özel olarak şut çalıştırdı. Sonra da 18 yaşımda Dinamo Bükreş’e transfer oldum.

Birlikte olduğunuz dönemden önce Hagi’ye hayran mıydın? Sonra fikrin değişti mi?
Romanya futbolu için her zaman kraldı, bundan sonra da öyle olacak. Bunu sadece Romanya’yla da sınırlamamak lazım çünkü tüm dünyanın sevdiği bir insan. Onun öğrencisi olmakla gurur duyuyorum. Kazanılabilecek her şeyi kazanmış bir futbolcudan bahsediyoruz. Barcelona ve Real Madrid, yani dünyanın en büyük iki kulübünde oynadı ve Türkiye’de tarih yazdı. Onun yarısı kadar patlayıcı güce sahip olmak bile her futbolcuda fark yaratır. Tabii savaşçı ruhu da cabası!

2011’de Romanya’da Yılın Futbolcusu seçilmiştin. Bunu hangi özelliklerine borçlu olduğunu düşünüyorsun?
Sadece çalışkanlığıma! Futbol için alınan eğitimler sizi ancak son 20 metreye kadar götürür. İş oraya geldiğinde belirleyici olan, aldığın kararlar ve yeteneğin. Bunun için de yapabildiğin kadar pratik yapman gerekiyor. Ben de kendimi iyice yorana kadar çalıştım. Tabii yeteneğim olmazsa bunların hiçbiri işe yaramaz.

torje-romanya-milli

Dinamo Bükreş’ten sonra transfer olduğun Udinese’nin seni yaklaşık beş yıldır farklı kulüplere kiralaması sinirini bozmuyor mu?
Kiralık olarak gönderildiğim ilk kulüp Granada’ydı. Bu kararı vermeden önce fikrimi sorduklarında İspanya’ya gitmemin benim için de iyi olacağını söyledim çünkü İtalya’da sürekli 3-5-2 taktiğiyle oynuyorduk. Ben de bir süre sonra ayak uydurdum ama aslında stilime pek de uygun değildi. İspanya’daki 4-2-3-1, 4-3-3 gibi sistemlerde oynamak daha cazip geldi.

La Liga, Serie A ve Süper Lig’de oynadın, diğer ligleri de takip ediyorsun. Mükemmel bir lig yaratmak istesen hangi özelliklerini alırdın?
İspanya’dan teknik donanımlarını ve stadyumlarını, İtalya’dan taktik anlayışını, Türkiye’den de futbolcuların ruhlarını ortaya koyarak oynama özelliğini ve savaşçı oyunu alırdım.

Türkiye’den almak istediğin savaşma özelliği bazen rahatsız edici olmuyor mu? Yabancı futbolcular genelde ligin sertliğinden şikâyet ederler…
Benim için bunun korkutucu bir tarafı yok çünkü geri adım atan birisi değilim. Her ülkede bir savaşa giriyorsun ama Türkiye’deki savaş biraz daha çetin. Futbol burada yürekten oynanıyor. Bunun örneklerinden biri de 10 kişiyle kazandığımız Trabzonspor maçı.

Futbol menajerlik oyunlarında aranan oyunculardan biri olarak sen de kendini kullanıyor musun?
Tüm zamanımı futbolla geçirdiğim için menajerlik oyunlarını pek sevmiyorum. Oyunda olmaktansa sahada efsane olmayı tercih ederim. Benim işim daha çok silahlı oyunlar!

Poligona da gider misin?
Dinamo Bükreş’te oynadığım iki yıl boyunca her fırsatta gittim. Ankara’da da bir yer bulursam gideceğim. Bu sadece rahatlamak için yaptığım bir şey. Yine de çok fazla enerji harcaman, zihnini boşaltman ve sadece hedefe yoğunlaşman gerekiyor.

Sahada da, poligonda da avcı pozisyonundasın. Atış yapmanın sahada sana bir faydasının olduğunu düşünüyor musun?
Hedefe odaklanma konusunda birbirlerine benziyorlar ama dinamikleri çok farklı. Poligonda seni rahatsız eden başka bir şey yok ama sahada kontrolün dışında hareket eden 21 futbolcu ve hakemler var.

Silahla ve topla atış yapmak arasında bir fark da hedefi nasıl bulduğun. Topla yaptığın atışlarda farklı yöntemler denemeyi seviyorsun…
Ben sadece karşıma çıkan fırsatları değerlendiriyorum. Her şeyden önce kendine güvenmen gerekiyor. Sahada her an farklı değişkenler olduğu için önceden planlamak imkansız. Tabii biraz da risk almak lazım. Golü güzelleştireyim derken kaçırırsan çarmıha gerilebilirsin!

Euro 2016 ve milli takımın hakkında neler düşünüyorsun?
Milli takıma gitmeye çok küçük yaşlarda başladım ve hiç ara vermeden devam ettim. Kaptanlığını da yaptığım U-21 takımı kariyerim açısından çok önemliydi. Takımı yakından tanıyan biri olarak Euro 2016 için kendimizi fiziki ve zihinsel olarak iyi hazırlamaya çalıştığımızı söyleyebilirim. Tabii ki daha iyi olmasını isterdik, olmadı.

Röportaj Hilal Gülyurt Fotoğraf Barış Tekin

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply