Sen neymişsin be abi!

Tuttuğunuz takımın henüz büyük bir yıldız almamış olmasını dert etmeyin; yakın futbol tarihimiz sessiz sedasız transfer edilen ama büyük işler başaran 20 ismi yazıyor

 20 Marcus Münch, Beşiktaş (1999)Ekran Resmi 2015-07-02 16.05.58
“Ahmet Dursun, Seba gitsin!” mottosunun başlamasından hemen önceydi. Feldkamp’ın “Feda” demeyerek henüz yaz aylarında görevini bıraktığı sezonda, o zamanlar Serie B ekibi olan Genoa’dan transfer edilmişti. Münch,daha İnönü’ye adım attığı ilk maçta Samsunspor’a attığı golle kalitesini belli edecekti. Topun üzerine adres yazarak kestiği ortalarıyla birçok asistin altına imza attı. Belki hiç şampiyonluk yaşamadı ama Beşiktaş’ın “kayıp sezon kahramanları”ndan biri oldu. Daha sonra Borussia Mönchengladbach formasıyla Bundesliga’da rüştünü tekrar ispat edecekti.

 19 Ronny Johnsen, Beşiktaş (1995)
Norveç’in Lillestörm takımından Beşiktaş’a transfer olan Johnsen’in, aslında ne denli güçlü bir stoper olduğu buradaki kariyerinden sonra ortaya çıkacaktı. 1995-96 sezonunda oldukça istikrarlı bir futbol oynayan, taktik savunma becerisiyle ve özellikle topla olan iyi iletişimiyle dikkat çeken bir savunmacıydı. Ancak Beşiktaş’ın kötü bir sezon geçirmesi, Stefan Kutz’la birlikte takımın en iyilerinden biri olmasına rağmen ona erken vedânın kapılarını açıyordu. Gelen teklifse oldukça sürprizdi: Manchester United! Johnsen, Manchester’da Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu başta olmak üzere birçok kupa kaldırdı, toplamda dokuz sezon Premier Lig’in üst düzey futbolunda boy gösterdi. Belki, Beşiktaş’a geldiği sezonun başında Rosenborg’a attığı ama çizgiyi geçmedi gerekçesiyle sayılmayan golü verilseydi, buradaki kariyeri daha farklı olacaktı.
Ekran Resmi 2015-07-02 16.06.03

 18 Andre Kona, Gençlerbirliği (1993)
İlhan Cavcav’ın Afrika’dan getirdiği meşhur “Moşe, Kuşe, Kona” üçlüsünün gol ayağı. Arkadaşlarıyla birlikte ülkemizde top koşturan ilk Afrikalılardan biri olan Kona, Türk futbolseverinde oluşan “siyahi yırtıcı forvet” hastalığının başlangıcıydı. Yerden, havadan tutulması zor bir golcü izlenimi sunan Kongolu, 10 yıl boyunca ligimizde boy gösterdi. Hiçbir büyük takımda oynamamasına rağmen 100’ler Kulübü’ne çok yaklaştı ancak 97 golde kaldı. Şuan halen Gençlerbirliği tarihinin en golcü oyuncusu unvanını elinde bulunduruyor.

17 İbrahim Yattara, Trabzonspor (2003)
Bizzat dönemin başkanı Özkan Sümer tarafından beğenilerek, sadece 400 bin dolara Belçika’dan transfer edildiğinde kimse böylesine sihirli bileklerle karşılaşacağını bilmiyordu. “İnsan, insana yapmaz” deyiminin direkt karşılığı olan çalımlarıyla sadece Trabzonluların değil, herkesin özel zevkleri arasına girdi. Akşam Yattara’nın maçı varsa, oturur izlenirdi. Liverpool maçından önce “Gerrard’a çalım atmak epey değişik olacak” açıklaması unutulmazdı. Ve belki de “Neden daha büyük oyuncu olamadı?” sorusunun bir cevabı… Yeteneklerini gösterme çabasıyla takım resminden sık sık uzaklaşması, onun en büyük eksiğiydi.

16 Erkan Zengin, Eskişehirspor (2010)
“Mustafa Denizli mi, yok yahu koskoca Mustafa Denizli beni niye arasın!” Erkan Zengin’in Beşiktaş transferi böyle başlamıştı. Telefonda karşısında konuşan ve takımına isteyen kişinin Mustafa Denizli olduğuna inanamamıştı! Keza artık Beşiktaş’ta forma giyecek olmasına da… Ancak işler hayal ettiği gibi gitmedi, 2010’da Eskişehir’in yolunu tuttu. Arkasından pek de “Neden gönderildi bu çocuk?” diyeni de yoktu. Ama kaçan balık büyük olacaktı. Erkan, yeni takımıyla ligin en fark yaratan kanatlarından biri olacak, yaptığı asistler, attığı çalımlarla tekrar büyüklerin gözbebeği haline gelecekti. Ve hatta artık İsveç Milli Takımı’nın bir parçası, kendi tabiriyle “İbo”nun (Zlatan Ibrahimovic) takım arkadaşıydı.

15 Adrian Ilie, Galatasaray (1996)
Galatasaray’ın unutulmaz Rumen oyuncularından biri olan Ilie, 22 yaşında Steaua Bükreş’ten ülkemize geçiş yaptı. Çok kısa zamanda yeteneklerini konuştururken, özellikle aşırtma golleriyle dikkat çekti. Hatta çok nadir tercih edilen bu vuruş çeşidini, bizlere çok kolaymış gibi göstermeye başlamıştı. Galatasaray’ın muhteşem dört sezonunun ilk ikisinde yer aldıktan sonra Valencia’ya transfer oldu, La Liga’da tam beş yıl forma giydi. Daha sonra kısa bir süre Beşiktaş’ta da boy gösteren Ilie’nin, ülkemizde parlayıp Avrupa’nın büyük kulübüne transfer olmasıyla ayrı bir yere oturdu.

14 Geremi Njitap, Gençlerbirliği (1997)
Herhangi bir Anadolu takımından direkt olarak Avrupa’ya, hatta Real Madrid gibi bir kulübe transfer olmak pek de rastlanır şey değildi. Beşiktaş’ın eski teknik direktörü John Benjamin Toshack’ın da büyük ısrarları neticesinde, Gençlerbirliği’nin unutulmaz Afrikalılarından Geremi bunu başardı. Müthiş enerjisi, güçlü fiziğiyle orta sahanın yıkılmaz duvarı konumundaki Kamerunlu, sağ bek ve stoper bölgelerinde de görev yapan çok yönlü bir oyuncuydu. Dört sezon formasını giydiği Real Madrid’den sonra Premier Lig’de de tam altıyıl forma giyen Geremi, sadece “Toshack desteğiyle” parlayan bir oyuncu olmadığını kanıtladı.

Ekran Resmi 2015-07-02 16.05.42
13 Franck Ribery, Galatasaray (2005)
Fenerbahçe’de Nikolas Anelka fırtınasının koptuğu dönemde, Galatasaray ise Metz’den 2,5 milyon euro karşılığında genç bir yetenek getiriyordu. Türkiye’de onun hakkında pek bir şey bilinmezken, Fransa’da asıl yankı uyandıran transfer bu olmuştu. Ribery’nin Galatasaray’a gitmesi “gök gürültüsüne” benzetilmiş ve büyük bir sürpriz olarak karşılanmıştı. Daha sahaya çıktığı ilk maçta, ne denli parlak bir oyuncu olduğunu kanıtlayacaktı. Tribünlerden kendisine “Scarface” lakabı takılacak ve kısa zamanda hayran kitlesini arttıracaktı. Ancak ne yazık ki bugünlerde “Avrupa’nın en iyi futbolcusu” seçilecek dereceye gelen Fransız’ın Türkiye macerası sadece altı ay sürecekti.

12 Emmanuel Emenike, Karabükspor (2009)
Cape Town’da görev yapan Türk teknik adam Muhsin Ertuğral onun için şöyle demişti bir keresinde: “Her hafta başlarında Cape Town B Takımı’yla hazırlık maçları oynanırdı. O dönemde Emenike de B Takımı’nın bir parçasıydı. Ancak bizim bile hiç dikkatimizi çekmemişti!” Sadece 100 bin dolar karşılığında Karabükspor’a transfer olan Emenike, ilk zamanlarında güçlü fiziğiyle dikkat çekiyor ama büyük bir golcü olacağı izlenimini vermiyordu. Ancak kısa süre içersinde müthiş bir ivme yakaladı ve uzun süre kendisini geliştirmeyi sürdürdü. Karabükspor’un Süper Lig’e çıkmasında çok büyük bir etken oldu. Nijerya Milli Takımı’na kadar da yükselen Emenike, kuşku yok ki hâlâ alt liglerin gördüğü en kaliteli yabancı oyuncu.

11 Ronaldo Guiaro, Beşiktaş (2001)
Benfica gibi bir takımdan gelmiş olmasına rağmen, pek ilgi çekici transfer olmayı başaramamıştı Ronaldo. Hatta ülkesinin yıldız golcüsü Il Fenomeno Ronaldo’yla olan isim benzerliği sebebiyle dalga konusu olmuştu. Ancak kısa zamanda farkını ortaya koyacaktı. Bir stoper olmasına rağmen top tekniğiyle dikkat çekiyor, santrforları kıskandıracak gollere imza atıyordu. Özellikle Beşiktaş’ın 100’üncü yılında kazandığı efsanevi şampiyonlukta kilit rol üstlenen oyunculardan biri oldu. Bugün hâlâ birçok Beşiktaşlı adını “Bize Ronaldo gibi bir stoper lazım!” hayıflanmaları arasında anmaktadır.

10 Marcio Nobre, Fenerbahçe (2004)
En son Japonya’ya kiralanmış, Cruzeiro’nun kadrosunda pek düşünmediği bir isimdi Marcio Nobre. Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ın 8 puan gerisinden gelerek şampiyon olduğu 2003-04 devre arasında takıma katıldı. Pierre van Hooijdonk’u çok iyi tamamlayan Brezilyalı 14 maçta 12 gole imza attı! Daha sonra takıma ülkesinden parıltılı bir 10 numara katılacak ve gollerini katlayarak sürdürmesini sağlayacaktı: Alex de Souza. Nobre, Fenerbahçe’yle iki şampiyonluk yaşadıktan sonra Beşiktaş’a transfer oldu. Burada da Beşiktaş’ın kazandığı son şampiyonlukta önemli katkılar sağladı. Rakip takım savunmasına yaptığı presle, her maçı sonuna kadar yaşamasıyla, mücadelesiyle formasını giydiği kulüp taraftarlarının gözünde her zaman iyi bir yer edinmeyi başarmıştı.

9 Onur Kıvrak, Trabzonspor (2008)
Karşıyaka’dan Trabzonspor’a sadece 510 bin euroya transfer edilen Onur Kıvrak için Engin İpekoğlu yıllar önce “Gün gelecek, bu çocuk Türkiye’nin en iyi kalecisi olacak!” demişti. Ancak eski milli kaleci dışında hakkında pek de iddialı beklentiler sunan olmamıştı. Zaten Trabzonspor’a gelene kadar öncesinde oynadığı kulüplerde genellikle yedek kaleciydi Onur. Yeni kulübünde de bir müddet Sylva ve Tolga Zengin’in arkasında üçüncü kaleci apoletiyle beklemek zorunda kaldı. Sylva’nın kadro dışı bırakıldığı ve Tolga’nın da sakatlandığı bir dönemde ona doğan şansı çok iyi kullandı ve yaşadığı sakatlığın haricinde eldivenlerini bir daha çıkarmadı! Bilhassa Şenol Güneş’le birlikte büyük bir gelişim gösteren Onur, ülkemizdeki genç kuşak kalecilerin en nadidesi konumunda.

pancu (3)3

8 Daniel Gabriel Pancu, Beşiktaş (2002)
Lucescu onu ısrarla Beşiktaş’a istediğinde “Yeğenini getiriyor!” eleştrilerini yapanlar hiç de az değildi.  Hatta adı “Pançu” diye telafuz ediliyordu. Oysa o kelime Rumence’de çok farklı manadaydı. “Pançu bizde ayyaş demek. Ben ayyaş değilim, futbolcuyum” diyordu Rumen oyuncu.Sergen, İlhan Mansız, Pascal Nouma gibi hücum güçlerinden faydalanılamayan ilk haftalarda takımının itici gücü oldu. Santrfor başladı, zamanla orta sahaya devşirildi. Beşiktaş’ın sahada skora isyan eden gücü oldu, çok önemli gollerin altına imzasını attı. 100’üncü yılda kazanılan şampiyonluk ve UEFA Kupası’nda yükselinen çeyrek finalde büyük pay sahibiydi. O sezon Dinamo Kiev, Slavia Prag ve Trabzonspor’a attığı hayati gollerle unutulmazlar arasına girdi. Bir Fenerbahçe maçında kaleye geçerek, jokerliğinin zirvesine çıktı.

7 Elvir Boliç, Gaziantepspor (1993)
Türkiye liglerinde “gol makinesi” tabirine en çok yakışan oyunculardan biri olan Boliç’in, ülkemizdeki ilk adresi Galatasaray’dı aslında. Feldkamp önderliğinde gençleşen sarı-kırmızılıların bir parçası olmuş ancak o dönemde orta saha bölgesinde denenen Boşnak oyuncu kendisini ispatlayamamıştı. Şansını Gaziantespor’da tekrar denemek isteyen Boliç, santrfor bölgesine geçiş yaptıktan sonra parıldamaya başladı. Üç büyüklerin en büyük belalısı haline geldi, iki sezon sonra Fenerbahçe’nin yolunu tuttu. Türkiye liglerinde 100’ler Kulübü’ne giren ilk yabancı oyuncu oldu. Bugünlerde adını hâlâ hatırlarız; en çok da Manchester United’ın 40 yıllık yenilmezliğini yıktığı golle!

6 Bobo, Beşiktaş (2006)
Beşiktaş, 2005-06 sezonunun devre arasında hücum hattına üç takviye birden yapıyordu: Trabzonspor’dan kiralanan Tomas Jun, Gaziantespor’dan Gökhan Güleç ve Corinthians’tan Bobo. 2005 yılında Brezilya’nın U-20 Milli Takımı’nda da boy göstermesine rağmen, Bobo’nun transferi pek de yankı uyandırmadı. Hatta ilk haftalarda oynadığı futbolu da… Sezon sonunda biraz da Tigana’nın ısrarıyla bonservisiyle birlikte alındı ve Beşilktaş bunun için hiç de pişman olmayacaktı. 20 yaşında formasını giymeye başladığı Beşiktaş’ta günden güne futbolunu büyütecek ve “Beşiktaş’ın en golcü yabancı oyuncusu” olmak üzere birçok rekorun altına imza atacaktı. Bobo, özellikle büyük maçlarda ortaya çıkabilen bir golcü olmasıyla, Beşiktaşlılar için unutulmaz isimler arasına girdi.

5 Pablo Martin Batalla, Bursaspor (2009)
Bursaspor’un nam-ı diğer “Dev Bücür”ü… Yeşil-beyazlıların Türkiye liglerinde bir ilki başararak şampiyon olmasındaki en büyük faktördü Pablo Martin Batalla. Sırtındaki 10 numarayı sadece Arjantinli oluşuyla değil, takımına üstleneceği liderlikle de hakkını vererek taşıyacaktı. Şampiyonluk yolunda attığı her biri birbirinden kritik dokuz golle kilit rol oynadı. Bursaspor hücumlarını hem başlatan hem de çoğunlukla sonlandıran bir isim olan Arjantinliye şehirde beslenen sevgi gösteriyordu ki, o Bursa için bir futbolcudan fazlasıydı. Hatta bir keresinde “Taraftarlarımızın bana duyduğu sevgiden dolayı minnettarım, ama o sevginin bütün takıma yansımasını daha çok isterim.” demekten geri kalamamıştı. İtalyanların “trequartista” dediği, golcü 10 numara modelinden çok iyi örnekler sunan Batalla, ülkemizin gördüğü en kaliteli yabancılarından biri.

4 Şota Arveladze, Trabzonspor (1994)
Kardeşi Arçil’le birlikte Sadri Şener tarafından Trabzonspor’a getirilen Şota, “ikiz iletişimi” sayesinde kardeşiyle saha içinde çok iyi anlaştığı söylenirdi. Oysaki Şota’ya partner olmak ve ona gol attırmak dünyanın en kolay işlerinden biri olabilirdi! Her iki ayağını da müthiş kullanan Gürcü oyuncu, attığı her biri ayrı yetenek kokan golleriyle kısa zamanda damgasını vurdu. 1995-96 sezonunda Trabzonspor şampiyonluğu dramatik şekilde kaybetse de Şota, attığı 25 golle kulüp tarihinin ilk ve tek yabancı gol kralı oldu. Trabzonspor’dan Ajax’a transfer olan Şota, hem burada hem de daha sonra geçiş yapacağı Glasgow Rangers’ta atacağı gollerle dünyanın en klâs forvetleri arasına girdi. Bugünlerde Kasımpaşa’yı oldukça başarılı şekilde yöneten Şota Arveladze, esprili demeçleriyle dikkat çekiyor. Ve o, birçok Trabzonsporlu için şehrin gördüğü en kaliteli yabancı oyuncu!

3 Gökhan Gönül, Fenerbahçe (2007)
“Ne diyorsun Önder, sahiden 2. Lig’den gelen çocuk 1 milyon eder mi?” diyordu Aziz Yıldırım, kendisini ısrarla Fenerbahçe’ye isteyen Önder Özen’e. Onu bizzat Gençlerbirliği Oftaş’tan tanıyan Önder hocaysa geri adım atmıyordu: “Başkanım, Gökhan benim nazarımda 5 milyonluk oyuncu!” Gökhan Gönül, Fenerbahçe’de forma giydiği daha ilk maçında kalitesini ortaya koyacaktı. Önder Özen’se haklı çıkmanın gururuyla şöyle diyecekti: “Başkanım… Hani 5 milyon demiştim ya? Az demişim, bu çocuk en az 10 milyonluk oyuncu!” Genç milli takımlarda hiç boy göstermemesine rağmen böyle bir cevherin yattığına ancak o 23 yaşına geldiğinde fark edilmişti. Hem Fenerbahçe hem de milli takım, Avrupa standartlarında bir sağ bek yakaladı. Gökhan Gönül, Avrupa kulüplerinden de sıklıkla teklif almış olsa da ülkemizde oynamayı tercih etti.

2 Marco Aurelio, Trabzonspor (2001)
Aslında sadece Trabzonspor’da değil, sonrasında transfer olacağı Fenerbahçe’de de beklentilerin çok üzerinde etki bırakacaktı Mehmet Aurelio. O dönemde Brezilya’nın alt lig takımlarından biri olan Olaria’dan Trabzonspor’a oldukça düşük bir ücretle transfer oldu. İlk zamanlarda forvet arkasında oynatılsa da asıl farkı orta sahanın merkezinde oynadığı zaman yaratacaktı. Özellikle de Fenerbahçe günlerinde “defansif orta saha” rolüyle, savunma önüne çukur kazdı, rakip oyunculara geçit vermedi. Türk vatandaşlığına geçtikten sonra milli takımımızda da forma giyen ilk ve tek yabancı uyruklu oyuncu oldu. Eski takım arkadaşı Mehmet Yozgatlı, Türk isimleri arasında ona göre dilinin tek döndüğü ismi taşıyordu. O yüzden “Mehmet” adını seçmişti.2008 Avrupa Şampiyonası’nda alınan başarıda büyük pay sahibiydi. 2001’de onunla birlikte Trabzonspor’a gelen bir başka Brezilyalı Robson Da Silva ise çok daha büyük beklentilerle karşılandı. Hatta daha ilk hafta Beşiktaş’a attığı golle dikkatleri üzerine çekecekti. Ancak Da Silva’nın Türkiye macerası pek parlak sonlanmayacak, sonrasında da ülkesinde birkaç alt lig takımında forma giydikten sonra genç yaşta futboldan kopacaktı.

BAL‹C-2

1 Elvir Baliç, Bursaspor (1995)
Bosna’da iç savaşın tüm dehşetiyle sürdüğü dönemlerdi. Sarejevo’nun yetenekli solağı Elvir, silah sesleri arasında antrenman yapmaya çalışıyordu, ülkesinde oynanan bir lig olmamasına rağmen… O dönemde takımı, Bosna halkına yardım amacıyla Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde özel maçlara çıkıyordu. O adreslerden biri de Türkiye’ydi. Bursaspor’a karşı oynadığı futbolla dikkatleri çekti ve Nejat Biyediç tarafından istendi. Baliç, ülkesine döneceği gece hayatının kararını verdi, pasaportunu gizlice aldı ve taksiyle otelden kaçtı. Ülkesine olan borcunu, Mustafa Denizli’nin ısrarlarına rağmen Türk Milli Takımı’nı reddederek, Bosna’yı tercih etmesiyle ödeyecekti. Bursaspor formasıyla harikalar yarattı, özellikle unutulmaz Inter Toto mücadelesinde müthiş bir futbol oynamıştı. O günün rekor fiyatıyla transfer olduğu Fenerbahçe’nin de yıldızı oldu. 1999 yılında teknik direktörlüğünü John Benjamin Toshack’ın yaptığı Real Madrid’e 25 milyon dolar karşılığında transfer olarak, adını tüm dünyaya duyurdu. Ancak yaşadığı ağır diz sakatlığıyla İspanya günleri pek parlak geçmeyecek ve tekrardan ülkemize dönecekti. Baliç, attığı sert şutları ve müthiş süratiyle futbol oynadığı dönemde bizlere müthiş anlar yaşatmayı başarmıştı.

Nasıl karar verdik?


Öncelikle yaklaşık olarak son 20 yılı kapsayan yakın tarihi dikkate aldık. Derlenen oyuncuların ortak özelliği, az beklentiyle transfer olması ve neredeyse hiç yankı uyandırmamasıydı. Ayrıca, daha önceden potansiyeli bilinen oyuncuları da (Oğuzhan Özyakup, Burak Yılmaz gibi) bu kategoriye almadık. Ülke futboluna ne kadar damga vurduğu sorusunun cevabı ise ana kıstastı.

Yazı: @Mustafa Demirtaş

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply