Silvio Berlusconi’nin Milan günlerini okumak isteyenleri şöyle alalım!

Silvio Berlusconi, 31 yıldır sahibi olduğu Milan’ı Çinli bir konsorsiyuma devretti. Yarattığı takımla adeta Avrupa futboluna ön ayak olan Berlusconi, birçok kulübü peşinden sürükledi. FFT, sıradan bir düğün fotoğrafçısının bunu nasıl başardığını araştırdı…


Takvim yaprakları 8 Temmuz 1986’yı gösterirken yaklaşık 10 bin Milan taraftarı meşhur Sforzesco Kalesi’nin karşısındaki Arena Civica Stadı’nda toplanmıştı. Sağanak yağan yağmur altında birbirinden renkli dans gösterileri sahnelenirken bir anda hoparlörden İtalia Uno Channel spikerinin coşkulu anonsu duyuldu: “Gökyüzüne bakın!” Hollywood yapımı macera filmlerini andıran bir sahneyle üç helikopter, müzik eşliğinde yeşil çimlere iniş yaptı. İlk olarak tecrübeli kaptan Franco Baresi öncülüğünde Milan’lı oyuncular, ardından yöneticiler ve teknik direktör Fabio Capello, son olarak da kulübün yeni sahibi Silvio Berlusconi sırayla helikopterden indi. Müzik yavaş yavaş kesilirken mikrofonu eline alan Berlusconi, sahneye geldi. Yakın gelecekte efsane olacak başkan, sözlerine hayatı boyunca Milan taraftarı olduğunu belirterek başladı. Bunu duyan Milan sevdalıları coşkuyla alkışlayarak karşılık verirken aldıkları başarı sözü ortamı adeta karnaval yerine çevirdi. Ancak şiddetini artıran yağmur sebebiyle tören kısa bir süre sonra sona erdi. Taraftarlar ıslanmamak için kapalı alanlara hücum ederken Milan tayfası helikopterlere binerek Berlusconi’nin şehir dışındaki ihtişamlı villasına doğru yola koyuldular. Bulutlar arasında süzülen “Teşekkürler Silvio” yazan pankart bu romantik/macera türündeki kısa filmin kapanış jeneriği oluyordu.

80’lerin başı Milan için hiç de iyi geçmemişti. Takımda Marco van Basten’den önce Mark Hateley, Ruud Gullit’ten önce Ray Wilkins, daha da önemlisi Silvio Berlusconi’den önce Milan kadar büyük bir kulübe başkanlık yapabilecek karizmaya sahip olmamakla suçlanan Giuseppe Farina vardı. Milan, 1980’de 10’uncu lig şampiyonluğunu kazandıktan bir yıl sonra yaşanan bahis skandalı sebebiyle Serie B’ye düşürüldü. Kısa sürede yeniden bir üst lige çıkmayı başardılar ancak içinde bulundukları borç ve hiçbir üst düzey oyuncunun buraya gelmek istememesi sebebiyle tekrar düştüler. 1981’de Manchester United’dan transfer edilen Joe Jordan, ilk sezonunda fazla etkili olamazken Serie B’de attığı gollerle takımının Serie A’ya geri dönmesinde büyük rol oynadı. 1983’te takıma katılan Luther Blissett, takıma büyük ümitlerle gelmesine rağmen İtalya’daki hayata uyum sağlayamayınca hayal kırıklığı yarattı.

Öte yandan bazı olumlu gelişmeler de yaşandı. Futbol camiasında “Yeni Beckenbauer” olarak adlandırılan 18 yaşındaki Franco Baresi, takıma girip savunmadaki yerini almıştı. 1984’te Wilkins ile Hateley’in transferleri ise hem takımda, hem de ülkede bambaşka bir atmosfer yarattı. “Dönemin en iyi oyuncularıydı” diyor Baresi. “Futbolculukları kadar kişilikleri de çok etkileyiciydi. En büyük şanssızlıkları kulübün belki de tarihinin en kötü dönemine denk gelmeleriydi. Belki başka bir dönem Milan forması giyseler çok daha başarılı olabilirlerdi.” Wilkins, olağanüstü pas yeteneğine sahip zeki bir orta saha oyuncusuydu. Sahada her zaman istikrarlı bir performans sergilese de hiçbir zaman Hateley kadar göz önünde olamamıştı. 22 yaşındaki Hateley ise genç takım antrenörü Capello’nun tavsiyesiyle alındığında neredeyse hiç kimse tarafından tanınmayan bir futbolcuydu. İtalyan çalıştırıcı, İngiliz oyuncuyu milli takım formasıyla Brezilya’ya karşı oynarken izlemişti. “O maçta attığım gol tipik bir santrfor golüydü” diyor Hateley. “Tabii maç içinde bu golün ne kadar önemli olduğunu anlayamadım. Maçın ardından telefonum çaldı. Arayan o yaz Milan’a transfer olmuş Wilkins’ti. Bana İtalya’da oynamak isteyip istemediğimi sordu. İlk başta doğal olarak şaka yaptığını zannettim ama ciddiymiş.”


Bir dönem Milan forması giymiş ve kulüp efsaneleri arasında yer alan İsveçli teknik adam Nils Liedholm’un yönettiği takım, 1985 yılı geldiğinde nihayet beklenen başarıyı yakaladı: Puan durumunun ilk yarısında yer alabildiler! Saha dışında ise tam bir kaos ortamı vardı. Başkan Farina, göreve gelirken vaat ettiği hiçbir şeyi gerçekleştiremezken bir süredir maaşlarını alamayan oyuncular, homurdanmaya başlamıştı. Ayrıca kulüp, Wilkins’in transfer ücreti olan yaklaşık 600 bin poundu Manchester United’a hâlâ ödememişti. Böyle olunca da Farina, yaşanan ekonomik zorluklar sebebiyle kulübü satma kararını açıklamak zorunda kaldı. Birkaç gün sonra da basında kulübün yeni sahibini Berlusconi olacağı yazılmaya başlandı. Kulübün talihi değişmeye başlıyordu.

1936’da Milano’da dünyaya gelen ve bir dönem gemilerde şarkı söyleyen, düğünlerde fotoğraf çeken, kapı kapı dolaşıp pazarlamacılık yapan Berlusconi, emlak işine girince köşeyi döndü. Ardından 1970’lerin sonunda medya sektörüne el atarak vizyonunu daha da genişletti. Berlusconi’nin şirketi, 1980’de Dünya Kupası’nın 50’nci yıldönümünü kutlamak için Uruguay’da düzenlenen özel bir turnuvanın yayın haklarını satın aldı. Maçlar Canale 5 tarafından yayınlanırken Berlusconi, 1984 yılı itibarıyla üç ulusal televizyon kanalını şirket bünyesinde toplamıştı. Milan kulübünü satın alma hazırlıkları yapan İtalyan iş adamı, Farina yönetimindeki kulübün mali bünyesini araştıran ekibinin çıkardığı raporlar karşısında şaşkına döndü. 1982-86 arasında görevde kalan Farina, kulübün borçlarını üç katına çıkarmış ve polis tarafından sıkı denetim altına alınmasına sebep olmuştu. Bununla da kalmayıp ülkeden kaçmış ve tüm yetkiyi 71 yaşındaki artık ayakta durmakta zorlanan yardımcısı Rosario Lo Verde’ye bırakmıştı. Ancak Berlusconi, acele etmeyip önceliği Serie A’nın yeni naklen yayın ihalesine verdi.

“KURTAR BİZİ SILVIO”

İlerleyen dönemde Milano şehri, üzerlerinde “Seni seviyoruz Silvio”, “Kurtar bizi Silvio”, “Akla bizi Silvio” gibi yazan pankartlarla donatıldı. 10 Şubat 1986 tarihinde de 40 milyon liretlik bir anlaşma yapıldı ve Berlusconi, nihayet Milan’ın 20’nci başkanı oldu. Sezonun bitimine kısa bir süre kala kulübün başına geçen İtalyan iş adamı, çabuk davranıp işe takıma takviye yapmakla başladı. Basında çıkan Diego Maradona dedikodularına rağmen transfer edilen oyuncular İtalya Milli Takımı forması giyiyordu. Transfer piyasasını alt üst eden Milan’da yaşanan bu gelişmeler, oyuncular üzerinde olumlu etki yaptı. “Berlusconi kulübü satın aldığında hepimiz bir şeylerin değişmeye başladığını hissettik” diyor Baresi. “Hedefi sadece İtalya’da değil, Avrupa’da başarılı olmaktı ve bu durum bizi fazlasıyla motive etti. Bir oyuncunun motive olması için daha uygun bir durum düşünemiyorum.”

Helikopterli tanıtıma gelene kadar geçen sürede kulüpteki atmosfer 180 derece değişmişti. “Daha dünmüş gibi hatırlıyorum” diyor Baresi o tanıtım organizasyonunu anarken. “Aslında insanları bu kadar etkileyen helikopter değil, Berlusconi’nin sesindeki hırs ve arzuydu. Herkesi tek yolun başarıya ulaşmak olduğuna inandırdı.” O yaz boyunca Berlusconi’nin sahip olduğu kanallarda özel videolar gösterildi. Milano şehrini anlatan ve kırmızı-siyaha boyalı bir arka planda futbol takımından bahseden görüntüler bir anda ülke çapında konuşulur oldu. O sezon kombine kart satın almak isteyen taraftar sayısı 60 bine ulaştı ve bu, ülke çapında bir rekordu. Hazırlık döneminde oynanan Barcelona maçı 3-1 kaybedilirken takımın tek golü Hateley’den gelse de İngiliz golcü çoktan gözden düşmüştü. Sezona kötü bir başlangıç yapan Milan’da taraftar tekrar mutsuz günlerine döndü. Çiçeği burnunda başkan da teknik direktör Liedholm’a baskı yapmaya başladı.

Ocak 1987’de İsveçli teknik adamın görevine son verildi ve yerine geçici olarak altyapı antrenörü Fabio Capello getirildi. Transferde Ruud Gullit ve Marco van Basten gibi dev isimler hedeflenirken sezon sonunda takımın başına, o sezon Parma ile harikalar yaratan Arrigo Sacchi getirildi. Van Basten’in gelişi Hateley’in gidiş bileti oldu. İngiliz oyuncu Monaco yolunu tutarken Hollandalı golcünün Milan taraftarının gönlünü kazanması çok gecikmedi. 1990’larda bir İtalyan gazeteciye röportaj veren Hateley, Berlusconi için hakarete varan sözler sarf ediyordu: “Onunla Milano’da tanışma fırsatı buldum. Yaşım gençti ama bir futbolcu oğlu olarak birinin futboldan ne kadar anladığını kavrayabiliyordum. İnanın bana Berlusconi futbolun f’sinden anlamıyor. Buna rağmen hem başkan, hem teknik direktör, hem de futbolcu olmak istiyor.” Ancak Hateley, Milan’da geçirdiği üç yılı bugün hatırladığında aklında sadece güzel anılar var: “Milan bana çok şey kattı. Orada bulunduğum üç yıl boyunca Liedholm ve Capello’yla çalışma fırsatı buldum. Bana futbola dair çok şey öğrettiler. İngiltere’de kalsaydım büyük ihtimalle bunların hiçbirini öğrenemezdim. Capello müthiş biri. Genç oyunculara çok değer veriyordu ve benimle sürekli ilgilendi.” 1984’teki Milano derbisinde attığı kafa golü, Hateley’in Milan kulübünde önemli bir yer kazanmasını sağladı. Maçın ardından İngiliz oyuncunun performansına övgüler yağdıran Baresi, “Ondan çok etkilendim” diyordu. 90’ların ortasında Lazio’ya transfer olan Pierluigi Casiraghi de verdiği ilk demeçte “Çocukken odamda Hateley’in posteri vardı” dedi.

1987 yazında Hateley’i takip eden Wilkins, Fransa’nın PSG takımına transfer oldu. Böyle olunca da Milan’da bütün ilgi Sacchi, Van Basten ve Berlusconi’ye yöneldi. Bu takımın lig şampiyonu olması ise ertesi sezona denk geldi. Carlo Ancelotti ve Frank Rijkaard gibi iki oyuncuyla takviye edilen kadro, Berlusconi yönetiminde ilk şampiyonluğuna ulaştı. Daha da önemlisi; Sacchi önderliğinde futbol tarihine geçecek bir takımın ilk temelleri atıldı. Berlusconi, kulübü satın aldığı dönemin henüz ilk günlerinde düzenlediği basın toplantısında şu sözleri sarf etmişti: “Milan sadece iyi bir takım değil, aynı zamanda pazarlanması gereken bir reklam ürünü.” Juventus gibi bir aile tarafından yönetilen kulübe oranla daha modern, yeniliğe açık ve girişimci bir karaktere sahip Milan, İtalyan futboluna bambaşka bir hava katmıştı. Ancak herkesin ortak kanısı, Berlusconi’nin klasik başkan olmakla yetinmeyeceği ve daha fazlasını isteyeceği yönündeydi. Onun hedefi kulübe yaşatacağı başarılarla kendi ismini ön plana çıkarıp ününe ün katmaktı. Kısacası Milan, Berlusconi’nin üzerinden para kazanmayı planladığı reklam ürünlerinden biri haline gelmişti.

Kulübün basın merkezi, bir anda tüm işlemlerin yürütüldüğü, kulübü öne çıkaran haberlerin üretildiği, oynanacak maçları yönetecek hakemlerle ilgili hikâyelerin uydurulduğu ve Berlusconi’ye karşı olan kesimle mücadelenin temsil edildiği yer oldu. Naklen yayın ihalesi, ilerleyen dönemde elde edilecek başarı düşünüldüğünde çok daha büyük önem kazandı. 1982’de yaklaşık 3,8 milyar liret (bugünün 1,5 milyon eurosu) olan anlaşma bedeli, 1988’de tam 970 milyar lirete (750 milyon euro) ulaştı. Ayrıca Berlusconi, göreve gelir gelmez belediyedeki yetkililerle görüşüp stadın yenilenmesi için çalışmalara başlanması gerektiğini belirtti. Bunun yanında değişen ve zenginleşen taraftar profili, Berlusconi’nin istediği pazarlama piyasasını oluşturmaya yetti. Bir başka yenilik de kulüp çalışanlarına şirket felsefesini aşılaması için bir psikologun tutulmasıydı. Tüm bu gelişmeler, İtalyan kulübün modern futbolun en önemli lokomotifi olması yolunda atılan ufak adımlardı. Görünen o ki idealist Berlusconi, tam anlamıyla bir devrime imza atmıştı. İtalyan futbolu altın çağına girerken Avrupa futbolunda da önemli bir gelişme yaşanmak üzeredeydi ve bunun da başrolünde tahmin edileceği üzere Berlusconi vardı. İdealist başkan, Avrupa futbolunda söz sahibi olan kulüplerin özel bir lig oluşturması gerektiğini belirtmiş ve ortaya bir şablon sunmuştu: Şampiyonlar Ligi.
Arrigo Sacchi’nin takımı, 90’ların başında sergilediği performansla hem İtalya’yı, hem de Avrupa’yı kasıp kavururken kulüpte saha dışında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Bir yandan yeni ve modern antrenman tesisleri yapılırken bir yandan da sakat oyuncuları tedavi etmeye yönelik özel Milan Lab kuruldu. Böyle olunca da Milan, saha içi ve saha dışı olarak Avrupa futbolunun örnek kulüplerinden biri haline geldi. Artık herkes onlar gibi olmak istiyordu. Aynı dönemde yayın hakları, tanıtım çalışmaları ve markalaşma konuları üzerinde takılıp kalan Premier Lig’in her şeyi Berlusconi’ye borçlu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Elbette şimdi baktığımızda İngiltere futbolunun İtalyanları birçok açıdan geride bıraktığı da bir gerçek. Hatta o kadar ki; eskiden İngilizler İtalya’yı örnek alırken artık bu senaryoda roller tamamen değişmiş durumda.

Berlusconi’nin saha dışında gösterdiği vizyonu saha içinde sergileyememiş olduğu söylenebilir; zira görevde kaldığı 31 yıl boyunca 19 farklı teknik direktörle çalıştı. Hatta 2009’da o dönemki teknik adam Carlo Ancelotti’nin performansını eleştirmek için Mısır’daki bir politik gezisine ara verme gereği hissetti. Başkandan hocaya gelen mesaj gayet netti: “Bu sezon şampiyon olamazsak bunun tek sorumlusu Ancelotti ve onun rezalet taktikleridir. Başarısız olursa kendine yeni bir iş arar!” Bundan birkaç gün sonra da televizyon kanallarından birine çıkıp daha da sert bir açıklama yaptı: “Milan, Real Madrid gibi büyük bir kulüptür ve her maçı kazanmak ister. Bundan böyle sahaya çift forvetle çıkacağız. Ancelotti kendine derhal çekidüzen vermeli. Bu kulüpte çalışmak istemiyorsa istediği zaman çekip gidebilir.” İtalyan teknik adam, bundan sadece birkaç hafta sonra takımdan ayrılacağını ve Chelsea’nin başına geçeceğini açıkladı.

Ülkenin siyasi yapısında büyük sorunlar gören Berlusconi 90’ların başında, Milan’ı satın aldığında yaptığı gibi bir atılım gerçekleştirerek Forza İtalia partisini kurdu. “O dönem fazla görüşemedik çünkü kendini siyasete fazla kaptırmıştı” diyor Baresi. “O günlerden aklımda birçok güzel hatıra kaldı. Canı istediğinde gelir ve hocayla taktik konuşurdu. Ancak asla insanlara ne yapacaklarını söyleyip saygısızlık etmezdi. Hoşuna gitmeyen noktalarla ilgili düşüncelerini mutlaka söylerdi. Bu kulübü bambaşka bir noktaya getirdi. O olmadan Milan’ın ne hale geleceğini tahmin bile edemiyorum.” Milan’a başkanlık ederken bir yandan da ülkeyi yöneten Berlusconi, futboldaki rolünü sıklıkla ön plana çıkarmaktan geri kalmadı. Ancak 2009’da içine düştüğü fuhuş skandalı sebebiyle zor günler geçirirken hem futbol, hem de siyasetle içli dışlı olması başına normalden daha büyük bela açtı. Şubat 2011’de Milan’lı futbolcular, kulüpteki 25’inci yılını kutlayan başkanlarını onurlandırmak için üzerlerinde görev süresinin yazılı olduğu tişörtlerle maça çıktılar. O ise oyuncularına verdiği mesajda hiç değişmediğini gösterdi: “Bu sezon şampiyon olursanız sadece bu kulübe değil, hükümete ve ülkenize de yardım etmiş olursunuz. Çıktığınız her maçta bu motivasyonu sahaya yansıtın ve şampiyon olun!”

Berlusconi’nin oyuncularına ne kadar değer verdiği, bir dönem takımda oynamış Alexandre Pato’ya getirdiği bir yasaktan daha iyi anlaşılıyor. Güzeller güzeli sarışın kızı Barbara ile birlikte olan Brezilyalı’ya sahada daha iyi performans sergilemesi için kızıyla bir ay boyunca seks yapmasını yasaklayan başkan, bunun sebebi olarak da Ibrahimovic’in sürekli ceza alıp takımı yalnız bırakmasını göstermişti. Milan 2010-11’de şampiyon olarak altı yıllık hasreti bitirmişi. Dolayısıyla da futbolcular, ülkelerine yardım etmiş oldu. Buna ek olarak Berlusconi, o yıl 8 Kasım’da başbakanlıktan istifa ettiğini açıkladı. Bu gelişme Berlusconi karşıtı kesim tarafından coşkuyla karşılanırken birçoklarına göre bu kez ülkesine hizmet eden o olmuştu!

31 MADDEDE 31 YILI
Geçen yıllar adeta macera fırtınası şeklindeydi!

Şubat 1986 
Milan’ı satın alarak hayatının aşkına kavuştu.

Mayıs 1988
Hollandalı yıldız oyuncular Marco van Basten ve Ruud Gullit takviyeli kadro, Berlusconi yönetiminde ligdeki ilk şampiyonluğuna ulaştı.

Mayıs 1989
Finalde Steaua Bükreş’i 4-0 yenen Milan, tarihinde ilk kez Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandı.

Aralık 1989
Milan kulübünün 90’ıncı kuruluş yıldönümünü kutlamak için özel bir madalya üretildi. Madalyada kimin resminin olduğunu söylememizi ister misiniz? Elbette Berlusconi!

Mart 1991 
Teknik direktör Arrigo Sacchi, sezon sonu takımdan ayrılacağını açıkladı. O bile Berlusconi’ye tahammül edemedi.

Temmuz 1992 
Gianluigi Lentini’ye ödenen 15 milyon euro kulüp rekoruydu. Daha sonra Berlusconi’nin şirketi transfer yolsuzluğuyla suçlandı.

Aralık 1993 
Siyasete atılmak istediğini söyledi ve Forza İtalya partisini kurdu. Böylece adının tüm İtalya’da tanınması için en büyük adımı atmış oydu. Sonrasını ise dünya üzerinde bilmeyen yok!

Mart 1994
İlk kez İtalya Başbakanı seçildi. Hata mı etti acaba?

Mayıs 1994
Finalde Johan Cruyff’un “Rüya Takımı” Barcelona’sını 4-0 yenen Milan, Devler Ligi’ni bir kez daha kazandı.

Haziran 1996 
Başbakanlık koltuğunu kaybedince şehirdeki barlarda Milan’lı oyunculara içki servisi yapılmasını yasakladı. Böyle başkan düşman başına!

Mayıs 1998
Fabio Capello, Oscar Tabarez ile Arrigo Sacchi’nin ardından 18 ay içinde kovulan üçüncü teknik adam oldu.

Temmuz 2000
İtalya Milli Takımı’nı çalıştıran Dino Zoff’a “şerefsiz” dedi. Zoff da “Berlusconi bana işimi öğretemez arkadaş!” deyip istifa etti.

Şubat 2001 
Önce Alberto Zaccheroni’yi, ardından Cesare Maldini’yi, sonra da Fatih Terim’i kovdu. Kasım’da göreve gelen Ancelotti, bir yıl içinde dördüncü isim oldu.

Aralık 2004 
2004’te yeniden başbakan seçildi ve Milan kulübünde süre gelen başkanlık görevinden ayrıldı.

Mayıs 2005
Milan, İstanbul’da oynanan ve ilk yarısını 3-0 önde kapadığı Şampiyonlar Ligi finalini penaltılarla kaybetti. Ne İtalyan takımı ama!

Şubat 2006 
Yapılan başbakanlık seçimlerini kaybetti ve görkemli bir törenle Milan başkanlığına geri döndü. Aradaki dönemde çok da uzak kaldığı söylenemez ya!

Nisan 2006 
Ülke çapında şike skandalı patlak verdi. Bu gelişme üzerine basına “Hakemler hakkımızı yedi” açıklaması yapsa da Milan ertesi sezona -8 puanla başlamak zorunda kaldı.

Mayıs 2007
Şampiyonlar Ligi finalinde Liverpool’u yenerek kupayı kazandı. 2005’in intikamı alındı.

Temmuz 2009
Yeniden başbakan seçildi. Ayrıca yeni bir naklen yayın ihalesi imzalandı. Büyük kulüpler astronomik paralar kazanırken ülke futbolu kalkınma sürecine girdi.

Mayıs 2010 
Sezon sonu takımdan ayrılan teknik direktör Leonardo için “Çok inatçı ve takımı iyi oynatamıyor” dedi. Tipik terk edilme refleksi!

Temmuz 2010 
Basına yaptığı açıklamada “Milan’lılar bana çok şey borçlu; onlara Real Madrid’den daha çok kupa kazandırdım” dedi.

Ocak 2013
Mario Balotelli’ye “Çürük elma” dediği için özür diledi

Ağustos 2013
Sahibi olduğu medya kuruluşu Mediaset üzerinden vergi kaçırmak suçuyla 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı, cezası yaşı nedeniyle sosyal hizmete döndürüldü.

Kasım 2013
Vergi kaçakçılığından hüküm giymesi sebebiyle İtalya Senatosu’ndan azledildi

Mayıs 2014
Bir bakım evinde sosyal hizmet cezasını çekmeye ziyaretle başladı

Mayıs 2015
Yerel seçim kampanyasında yanlışlıkla rakip adayın partisinin mitingine katılarak oy istedi

Temmuz 2015
Muhalefette bulunduğu dönemde hükümeti devirmek için bir senatöre rüşvet vermekten suçlu bulundu ve 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mart 2016
Berlusconi ile Berlusconi’nin adayı Guido Bertolaso bir annenin belediye başkanlığı yapamayacağını söyleyince tepki çekti

Nisan 2016
Göreve getirdiği Cristian Brocchi, Milan’ın son iki sezondaki beşinci patronu oldu

Haziran 2016
Aort kapak yetmezliği sebebiyle açık kalp ameliyatı oldu

Nisan 2017
31 yıldır sahibi olduğu Milan’ı, Çinli bir konsorsiyuma sattı

Yorumlar

yorumlar

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply