Türkiye’nin en ünlü spikerleri anılarını FourFourTwo’ya anlattı

Milyonlarca dinleyici, bir mikrofon ve siz. FourFourTwo bu kez milyonlara seslenen spikerleri yakın markaja aldı. Türkiye’nin en ünlü spikerleri sorularımızı cevapladı. Futbolla ilgili en zor mesleklerden birine hoş geldiniz

Melih Gümüşbıçak

“Maçlardan sonra yaptığım hataları dinleyip gülüyorum”

Spikerlik kariyeriniz nasıl başladı?
Tesadüfen. Ben aslında eski bir futbolcuyum. Profesyonel basketbol da oynadım ama futbol oynamaktan daha iyi yaptığım bir iş yoktu. Futbola üniversite sebebiyle ara vermek zorunda kaldım ama daha sonra amatör futbol oynamaya devam ettim. Bir süre sonra TRT’de görevli arkadaşım Zafer Akturan bana TRT’nin spikerlik sınavına girmemi tavsiye etti. Ben insanların önünde konuşamayacağımı düşündüğüm için ilk başta tereddüt ettim ama yine de sınavlara girdim ve kazandım. Böylece tesadüfler sayesinde futbol kariyerime farklı bir şekilde devam ettim.

Anlatım öncesi totem yapar mısınız?
Maçlardan önce şans getirsin diye bir şeyler yapmak gibi herhangi bir batıl inancım yoktur. Sadece oyuncularla, önceki maçlarla ilgili çeşitli istatistikler hazırlarım. Maça tat katması için izleyicilere bilgi aktarabilmek amacıyla bu tür hazırlıklar yaparım. Aksi taktirde kendimi rahatsız hissederim.

İlk anlattığınız maçı hatırlıyor musunuz?
Tabii ki. 1992 yılının kasım ayında Aydın’da Aydınspor – Gaziantepspor maçını TRT Radyoları ortak yayınında anlatmıştım. Ondan önce de 18 Kasım 1992’de basketbol milli takımımızın Hollanda’da oynadığı maçı ses kesilmesi nedeniyle TRT stüdyosunda off-tube’den kısa bir süre de olsa anlatmıştım.

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | Melih Gümüşbıçak

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | Melih Gümüşbıçak

En beğendiğiniz stat hangisi?
İskoçya’daki Hampden Park’ta maç anlatmak çok keyifliydi. 200 yıllık bir stat olması sebebiyle de çok farklı bir atmosferi vardı. Konfor açısından bakıldığında Almanya’da hangi statta olursa olsun hepsinde çok rahat ettiğimi hatırlıyorum. Türkiye’de de İnönü Stadı, görüş açısı bakımından en beğendiğim stat diyebilirim.

“Keşke böyle söylemeseydim” dediğiniz oldu mu hiç?
O kadar çok var ki! Hatta sonra kendimi dinleyip gülüyorum. Hangi birisini söyleyeyim! Mesela son Trabzonspor –Beşiktaş maçında Bobo gol attıktan sonra “Bobo’nun ilk golü” dedim. Bobo’nun maçtaki ilk golünü kastetmiştim. Sonra seyirci benim ne düşündüğümü bilmediği için kendime “Bobo’nun ilk golü olur mu hiç, sallıyorsun!” dedim ve “Bobo’nun ligde ikinci golü ama bu maçtaki ilk golü” diye arka arkaya durumu kurtarmaya çalıştım. Fakat böyle olunca komik bir durum ortaya çıkıyor tabii. Ama neyse ki şimdiye kadar adapla alâkalı herhangi bir dil sürçmesi yaşamadım ve umarım asla da yaşamam.

Anlatmaktan en çok zevk aldığınız maç?
Fenerbahçe’nin Gaziantepspor’u 3–0 geriden gelip 4–3 yendiği maç benim mesleki anlamda en fazla zevk aldığım maçtır. Euro 2008’de İsviçre, Çek Cumhuriyeti ve son dakikada kaybetsek de Almanya maçlarını da unutamam. Bir de Fenerbahçe – Denizlispor maçı oynanırken ben de Ali Sami Yen’de Galatasaray – Kayserispor maçını anlatıyordum ama aslında İstanbul’daki maçı anlatırken o sırada bir gözüm de Denizli’deydi. O maçtaki tecrübelerim de  kariyerimin şanslı ve ilginç anlarından biriydi.

Anlatırken keyif aldığınız futbolcu?
Özellikli oyuncuları anlatmak bana zevk verir. Mesela Sergen oynadığı zamanlarda onun maçlarını anlatmaktan büyük keyif alırdım. Yattara da teknik bir oyuncu ve onu anlatırken de mutlu oluyorum.

Kendi anlatımlarınızı daha sonra dinlediğiniz olur mu?
Özellikle oturup izlemek gibi bir alışkanlığım yoktur. Zaten ben kendi sesime tahammül edemiyorum. Yani kendi sesimi dışarıdan duyduğumda kulağıma kötü geliyor ve kendime başka bir spikere yaptığımdan daha acımasız eleştiriler yapıyorum. Özel durumlar dışında kendi anlattığım maçları elimden geldiğince izlememeye çalışırım.

Ercan Taner

“Spiker olurken sosyoloji, pedagoji ve psikoloji eğitimi aldık”

Spikerliğe nasıl adım attınız?
1983 senesinde TRT’nin açtığı dört aşamalı sınava katıldım ve kazanarak spikerliğe adım attım. Önce 1.5 sene staj yaptım. TRT eğitiminde BBC sistemi örnek alınır. Hepimiz sosyoloji, pedagoji, psikoloji eğitimlerinden geçtik.

İlk anlattığınız maç hangisiydi?
Televizyonda ilk anlattığım Trabzonspor – Dinyeper maçıydı. B. M’gladbach – R. Madrid maçıysa ilk Avrupa deneyimimdi. TRT’de mükemmel bir eğitim aldığımız için ilk anlatımlarım olmalarına rağmen bu karşılaşmalarda hiç heyecanlanmamıştım.

Hiç unutamadığınız bir maç var mı?
Hollanda – Sovyetler Birliği maçı var mesela, Van Basten’in gol attığı. Fenerbahçe – Galatasaray maçı var 3-0’dan 4–3 biten. Beşiktaş’ın kazandığı, Pancu’nun kaleye geçtiği maç da unutamadığım maçlar arasında. Brezilya – Türkiye maçı da benim için ayrı yer tutar. Fakat Galatasaray’ın UEFA Kupası serüveni boyunca çıktığı maçları hepsinden ayrı tutuyorum. O maçları kim unutabilir?

Maçlardan önce ne tür hazırlıklar yaparsınız?
Ben yeri geldiğinde 5–6 sayfalık hazırlıklar yaparım. Arkadaşlarım da bu konuda yardımcı olurlar. Ama 20 sayfa hazırlasan bile hepsinin kullanılacağı anlamına gelmez, bize verilen eğitim böyle. Yeri gelir yarım sayfa yeter. Konsantrasyon da çok önemli.

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | Ercan Taner

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | Ercan Taner

En beğendiğiniz ve en beğenmediğiniz statlar?
Birkaç defa FA Cup finali anlattığım eski Wembley beni çok etkilemişti. Bernabeu, Nou Camp ve Münih Olimpiyat Stadı da harika statlardır. Bir de tabii ki San Siro. En beğenmediğimse İzmir’deki Atatürk Stadı. Anlatım yerleri çok kötüydü ve spikerler için zor bir stattır. Sahaya sıfırdan ve uzaktan bakarsınız.

Birlikte maç anlatmaktan en çok zevk aldığınız isimler kimler?
Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Rıdvan Dilmen’le anlattığım maçlardan büyük keyif almıştım. Futbolu çok iyi bilen insanlarla birlikte maç anlattığınızda yayındaki uyumunuz mükemmel oluyor.

“Keşke” dediğiniz oldu mu hiç?
Asla. Çünkü o zaman maç anlatamazsınız. Yani o anda ne hissediyorsanız onu söylemeniz gerekir. Ağzımdan çıktıktan sonra pişman olduğum hiçbir durum olmadı. Bunun sebebi de TRT’de aldığım harika eğitimdir.

Kendi anlatımlarınızı dinler misiniz?
Çoğu zaman takip etmeye çalışırım. Bazen eve geç gittiğimde özet görüntüleri mutlaka izlerim. Bakmak lazım, çünkü insanlar kendilerini geliştirmek zorunda. Geliştirmek için de sadece kendimi değil diğer arkadaşlarımı da izlerim. Mesleğe yeni başlayan arkadaşlarımdan da yeni şeyler öğreniyorum. Mutlaka yeni şeyler öğrenirsiniz.

İlker Duralı

“Maç anlatımı sırasında bazı sakıncalı dil sürçmelerim oldu”

Spikerliğe nasıl adım attınız?
Gazetede gördüğüm bir ilana başvurmuştum ve daha sonra bu ilanın Eurosport tarafından verildiğini öğrendim. Önceden bilseydim başvurmaya cesaret edemezdim! Şansımı denemeye gittim ve beni beğendiler. 2 aylık bir eğitim sürecinin ardından spikerlik hayatına da başlamış oldum. Uzun süre sadece futbol değil birçok spor müsabakasında spikerlik yaptım.

Maçlardan önce ne gibi hazırlıklar yaparsınız?
Tabii ki takımların ve oyuncuların son durumlarıyla ilgili yayın esnasında verilebilecek ilginç anekdotlar ve istatistikî bilgiler konusunda bir ön hazırlık yapıyorum. İstanbul dışında anlatıyorsak yayını renklendirmek adına ev sahibi takımlarla ilgili özellikle araştırma yapmaya çalışıyorum. Zaten yapmazsanız yayında sırıtırsınız, yavan bir anlatım ortaya çıkar.

İlk anlattığınız maçı hatırlıyor musunuz?
Tarih ve takımları hatırlama konusunda iyi değilimdir ama sanırım anlattığım ilk maç Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarından birisinin özetiydi. Maçları Eurosport canlı yayınlayamadığı için geniş özetini verirdik ve maç anlatımını da ben yapardım.

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | İlker Duralı

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | İlker Duralı

Maç anlattığınız statlar arasında en beğendiğiniz hangisi?
Manisa 19 Mayıs Stadı’nın atmosferi ve konumu benim çok hoşuma gider. Maç anlatırken gözünüz bir anda manzaraya takılıp kalabiliyor. Orada maç anlatmak bana keyif veriyor.

Yurt içinde veya dışında maç anlattığınız ve hiç hoşunuza gitmeyen bir stat var mı?
Yurt dışında maalesef maç anlatmışlığım yok. Türkiye’de de genel anlamda statların sağlam bir bakıma ihtiyacı var diye düşünüyorum. Bana göre hepsinde bir eksiklik var.

Anlatımınız sırasında yaptığınız ve sonradan rüyalarınıza giren bir hatanız oldu mu?
Lig Radyo’da maç anlatmaya başladıktan bir zaman sonra her ne kadar tecrübe kazanmış da olsam bazı ilginç ve sakıncalı dil sürçmelerim olduğunu söylemeliyim. Ama “keşke böyle söylemeseydim” dediğim bir hata yapmadım. Onun dışında belki bir iki yanlış bilgi vermiş olabilirim ama öyle bile olsa hatamı hemen düzeltmeye çalışırım.

Anlatmaktan en çok zevk aldığınız maç?
2003 yılında Afrika Şampiyonlar Ligi’nde Enyimba – Ismaily arasındaki iki maçı da ben anlatmıştım. Maçlar futbol açısından pek iç açıcı olmasa da final maçı olmalarının yarattığı atmosferi hâlâ hatırlarım.

Anlatırken keyif aldığınız futbolcu var mı?
Zidane’ın birkaç maçını anlatma fırsatım oldu. Mesela Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid – B. Leverkusen maçının geniş özetini anlatmıştım. Maçın sonucunu bilmeme rağmen Zidane’ın oynadığı büyüleyici futbolla maçı aynı heyecanla anlattım.

Kendi anlattığınız maçları sonradan dinler misiniz?
Sadece bir kere dinledim ve sesim beni çok inanılmaz derecede rahatsız etti. Bazen yorumlarım arasında saçmaladığımı fark ettiğimde de kendime kızdım, bir daha da dinlemeye tövbe ettim. O günden beridir de maçların tekrarını hiç dinlemem.

Orhan Ayhan

“Lefter’i, Metin Oktay’ı, İsfendiyar’ı anlatmak bir ayrıcalıktı”

Kariyerinize başlama hikâyenizden biraz bahseder misiniz?
1962 yılında İstanbul radyosunda spor spikerliği imtihanı açılmıştı. Bir arkadaşım benim adıma müracaat etmiş. Ben de imtihana girdim ve birinci tamamladım. Orada iki sene çalıştıktan sonra 1964’te TRT kuruldu ve oraya girdim. O günden beridir sadece futbol değil, boks, kick-box gibi müsabakaları da anlatıyorum.

Eski zamanlarla şimdiki zamanlar arasında spikerlikte sizce neler değişti?
O sıralar radyo yayını vardı. Televizyon yayınları 1970’lerde başladı. Artık TV’de spikerler için büyük kolaylıklar var. İnternetten de bir sürü bilgi toplayabiliyorlar. Biz zamanında her şeyi kendimiz araştırırdık. Ben maçtan saatler önce stada gider, soyunma odasını ziyaret eder, teknik direktörle konuşur, kulübeme sonra giderdim. Şimdiki spikerlerin ellerinin altında her türlü imkân bulunuyor.

İlk anlattığınız maçı hatırlıyor musunuz?
İlk anlattığım maç Galatasaray – Milan karşılaşmasıydı. 22 Ocak 1963’te Dolmabahçe’de oynanmıştı. Müthiş bir tipi vardı, göz gözü görmüyordu.

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | Orhan Ayhan

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | Orhan Ayhan

Maç anlattığınız ve en beğendiğiniz stat hangisi?
Norveç’te ufak bir butik saha vardı. Oslo’nun Bislett Stadı’ydı sanırım. İçerisi sıcacık. Devre arasında karidesler, somon fümeler geliyor. Yani medeniyeti görüyorsunuz! O sıralarda Show TV’de çalışıyordum. 1990’ların başıydı. Kendimi evimde gibi hissetmiştim.

Peki, en beğenmediğiniz stat?
Kendimi en rahatsız hissettiğim, atmosferini ve mimarisini beğenmediğim statlar ne yazık ki Türkiye’de. Eskiden Dolmabahçe Stadı fevkaladeydi. Orayı bile bozdular. Zamanında önümüz kapalıydı. Şimdi tabiat şartlarına karşı mücadele ediyorsunuz. Bir de nemle birleşince iyice zorlanıyorsunuz. Şükrü Saracoğlu Stadı’nı da restore ettiler ancak Aziz Yıldırım sağ olsun spikerleri Allah’a yakın bir yere çıkarttı!

Maç anlatırken söylediğiniz için pişmanlık duyduğunuz herhangi bir söz var mı?
Asla öyle bir tecrübem olmadı. Ama şöyle bir hikâyem var: Eskişehir maçıydı. Hava son derece soğuktu. Kar yağmış, sahanın ortasını kar kaplamış, kenarlardan da yemyeşil çim görünüyor. Ben de insanlara görüntüyü özetlemek için “saha tıpkı yoğurtlu ıspanağa benziyor” dedim. Kimisi gırgıra aldı, kimisi eleştiri yaptı. TRT sınavlarından geçen nasıl böyle söyler diye düşünenler vardı. Söylenmiş de ne olmuş? Sahanın o durumunu dinleyicilere iki kelimeyle daha iyi nasıl tasvir edebilirsiniz ki?

Anlatmaktan en çok zevk aldığınız maç var mı?
1991–92 sezonunda Şükrü Saracoğlu’nda oynanan, Fenerbahçe’nin 4-1 kazandığı Trabzonspor maçı vardı. Bazı maçlarda beni futbol fazlasıyla doyururdu, şimdi son derece bozulmuş, bir sanayi dalı haline gelen futbolun hiç doyurmadığı gibi. Bu da o maçlardan biriydi.

Peki, anlatmaktan zevk aldığınız futbolcular kimlerdi?
Çok eskilerden isimler var aklımda, yani yeni nesil çok azını tanır: Kadri Aytaç, Lefter, Metin Oktay, sağ açık İsfendiyar, Vefa’da Tahtabacak İsmet. Yeni isimlerden de Hakan Şükür. Onu da büyük bir zevkle anlatırdım, kulakları çınlasın.

Anlattığınız maçları tekrardan izlediğiniz, dinlediğiniz olur muydu?
Hayır, zaten vaktim de yoktu. Ben ağzımdan ne çıktığını iyi biliyorum. Fakat ilk başlarda TK Grundig 24 teypler vardı, o teyplerde birkaç maçımı dinlediğimi hatırlıyorum.

Ümit Aktan

“Maç anlatırken masaların üstüne çıkar, televizyonu deviririm”

Spikerliğe nasıl başladınız?
Şimdikiler gibi tesadüfen değil, torpille hiç değil! Çok ağır sınavlardan geçtim. 1972’de 7000 kişinin katıldığı TRT sınava girdim. 1 ay boyunca her gün kurs gördük. Tekrar sınav yapıldı, sayı azaldı. 6 ay staj yaptık, sonra da sözleşmeli personel olduk. Çok ciddi bir eğitimden geçmiştik. Bir laf için bile kulağımız çekilirdi.

Zaman içinde spikerlik konusunda sizce neler değişti?
Çok şey değişti. Anlatıcıların futbol bilgisi ve görgüsü de bunlardan biri. O zamanlar radyo çok kutsaldı. Orada bir tek sesinizle sizi dinleyene ulaşırdınız. Sadece kelime haznenizle standart bir maçı bir buçuk saat boyunca anlatmak demek yüksek sesle 400 sayfalık bir kitabı okumak gibidir. 90’ların başlarına kadar radyoda maç varken sokakta adam olmazdı. İnsanlar gözlerini radyodan ayırmazlardı, sanki pozisyon izliyormuş gibi! Ben bu mesleğe başladıktan 7-8 sene sonra sesim oturdu. Şu anda Türkiye’nin en iyi maç anlatan adamıyım ama artık nefesim yetmez, kaytarmaya başlarım, bunu da kendime yakıştıramam.

Yılların tecrübesi olarak maçlardan önce pek bir hazırlık yapmanız gerekmiyordur…
Hafızama güvenmem. Benim çok geniş bir arşivim var. Çok çeşitli kitaplar alırım. İki dil biliyorum, bu yüzden farklı kaynakları da araştırırım. İlginç anekdotları da bulmaya çalışırım. Mesela yedi Galatasaray-İstanbul B.B. maçının hakemi de Hüseyin Göçek’ti. Bu tip istatistiklerle maçı renklendirmeye özen gösteririm.

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | Ümit Aktan

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | Ümit Aktan

İlk tecrübenizi hatırlıyor musunuz?
İlk defa dinleyicilerle buluştuğum maç 17 Mayıs 1973’te oynanan Vefa-Mersin İ.Y. karşılaşmasıydı. O zamanlar şimdiki spikerler daha hayatta bile değildi.

Maçta kendinizi kaybettiğiniz olur mu?
Ben maç anlatırken masaların üzerine çıkarım, televizyonu deviririm, önümdeki suyu, gözümdeki gözlüğü bulamam. Kalemlerimi fırlatırım, her seferinde elime bir kalem tutuştururlar. Bir keresinde fırlattığım kalem önümde maç anlatan İsviçreli spikerin kafasını yarmıştı. Böyle patlamalar yaşarsanız insanların kalbine inebilirsiniz diye düşünüyorum.

Maç anlattığınız ve en beğendiğiniz stat hangisiydi?
Club Brugge’ün küçük bir stadı vardı ama o kadar düzenliydi ki beni çok etkilemişti. Sonra Münih Olimpiyat Stadı’na gittiğimde uzay üssüne gitmiş gibi hissettim. Wembley’in eski halini de çok beğenmiştim.

En beğenmediğiniz?
Dinamo Zagreb’in stadında Beşiktaş maçında beni dördüncü hakemin yanına bir masa ve sandalye koyup oturtmuşlardı. Çünkü Beşiktaş’ı döve döve yenmek istiyorlardı. Hatta iki kere çizgiden hızlı kayan futbolcu gelip masaya çarpmıştı.

Maç anlatırken söylediğiniz ve pişman olduğunuz bir söz oldu mu?
Hiç olmadı. Ama keşke bunu da söyleseydim dediğim çok şey oldu. Fakat Man Utd – Galatasaray maçında söylediğim “Schmeichel değil tüm Maykıllar gelse bile kurtaramaz” lafını bugün bile hâlâ konuşurlar.

Daha sonradan kendi anlatımlarınızı dinler misiniz?
Ben kendimi ne seyrederim, ne de dinlerim. Bant yayını bile olsa seyredemiyorum çünkü çok eleştiriyorum. Ayrıntılara çok takıldığım için rahatsız oluyorum.

Şimdiki spikerler arasında beğendiğiniz bir isim var mı?
Şimdiki spikerler arasında verdiğiniz gemiyi sapasağlam geri getiren isimler var. Melih Şendil ve Cem Yılmaz bu gruba girer mesela. Ertem Şener de öyledir. Ertem diğer taraftan benim öğrencimdir. Birkaç yıl önceki Chelsea – Barcelona maçı öncesinde konuşmuştuk. Ertem’e “Ben olsam Ronaldinho için ‘ayaklarıyla düşünüyor’ derdim” dedim, o da maçta yeri geldiğinde bunu kullandı. Fakat bir ara çok abarttı. Bunlardan bir maç içinde çok fazla kullanınca sevimsiz oluyor. Ama bir iki tane yeri gelince kullanınca “Her yerinden öpüyorum Rüştü” gibi herkesin konuştuğu bir laf haline geliyor.

Murat Kosova

“Az kalsın saçlarım yüzünden kariyerimden olacaktım”

Spikerliğe ilk adımınız nasıl oldu?
Eğitim için gittiğim Amerika’dan döndüğümde İlker Yasin ve Ercan Taner, Show TV ekibini kuruyordu. Ben de İlker Yasin’in kapısını çaldım. Ercan ağabey ve İlker ağabey beni çapraz ateşe tuttular. Sordukları bütün soruları bilmiştim. “Yarın hemen başla. Saçlarını da kestir” demişlerdi. Amerika’dan döndüğümde saçlarım belime kadardı. “Saçları mı kestireyim yoksa işi boş vereyim mi?” diye çok düşündüm. Az kalsın saçlarım yüzünden kariyerimden oluyordum.

Maç öncesi ne tür hazırlıklar yaparsınız?
Ben o konuda biraz takıntılıyım. Sürekli girdiğim siteler vardır. Enteresan hikâyeler yakalamaya çalışırım. Her zaman yakalayamasam da bilgileri pekiştirme konusunda işe yarar. FM’nin altyapısına da güvendiğim için ona da göz atarım.

En beğendiğiniz stat?
Tabii ki Anfield Road! Çok modern statlar gördüm ama benim için atmosfer daha önemli.

Peki, en beğenmediğiniz stat?
Berlin Olimpiyat Stadı ve İzmir Atatürk Stadı. Tabii bir de Atatürk Olimpiyat Stadı!

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | Murat Kosova

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | Murat Kosova

Anlatımınız sırasında yaptığınız ve unutamadığınız bir hata oldu mu?
Çok olmuştur. Ama hemen fark edersem özür dilerim. TRT’de “Özür dilemeyin” derlermiş, ama bir hata yaptığımı fark edersem dilerim. Belki farkında olmadan bir iki pot kırmışlığım da vardır.

Anlatmaktan en çok zevk aldığınız maç?
Tranmere Rovers – Bolton Wanderers arasındaki FA Cup maçını anlatmaya İngiltere’ye gitmiştim. Tranmere stadına erkenden gitmiştim. Beni muhteşem ağırladılar, hatta sonradan Tranmere kulüp başkanı beni Liverpool’lu efsane oyuncu John Aldridge’le tanıştırdı. Maçı seyircilerle iç içe anlatmıştım. Tranmere maçı 3–0 kazandı. Ben maçı coşkulu anlattığım için taraftarlar sevindikçe bana sarılıyorlardı.

Beğenerek anlattığınız bir futbolcu var mı?
Michael Owen’ı 20’li yaşlarında, en iyi zamanlarında anlatmak büyük keyifti.

Daha sonradan kendi anlatımınızı dinler misiniz?
Hiç dinlemem. Kaldı ki kendi performansımı da hiç merak etmiyorum. Ama hata yaptığımı söylerlerse o zaman bir göz atarım.

Sabri Ugan

“Ben maç izlerken televizyonun sesini kısanlardan değilim”

Spikerliğe nasıl adım attınız?
Adapazarı’nda Sakarya Gazetesi’nin spor müdürlüğünü yapıyordum. Bir adım ötesi olan spikerliğe geçebilmem için İstanbul’a gelmem gerekiyordu. O zaman özel kanallar yoktu, TRT’nin sınavına girdim. Sonra Kanal 6’da çalışmaya başladım ve 1996’da Star TV’ye geçtim.

Maçlardan önce ne gibi hazırlıklar yaparsınız?
Ben maçın dışına çıkmayı pek tercih etmiyorum. Bu yüzden maçı yapacak takımların son 10 gün içindeki performansları, hangi dizilişle sahada yer aldıkları, son maçlarda aldıkları sonuçlar gibi nüanslara yoğunlaşıyorum.

İlk anlattığınız maçı hatırlıyor musunuz?
Hatırlamaz olur muyum! 1997 Avrupa Kupa Galipleri Kupası finalinde PSG – Barcelona maçıydı. Büşah Gencer daha önce üst düzey bir maç anlatmamış olmama rağmen bu finali bana gözü kapalı vermişti.

En beğendiğiniz stat?
Old Trafford’un eski halini çok beğenirdim. Bir de âşık olduğum bir stat var: Anfield Road. Ancak Liverpool’dan hoşlandığım için değil, stattaki futbol anlayışından dolayı o stadı beğenirim. Barça maçında Liverpool’lular “You’ll Never Walk Alone”u söylerken Barça taraftarları da gözyaşları ve alkışlarla şarkıya eşlik etmişlerdi ve saygı görmek ne demektir onu Anfield Road’da anlamıştım.

Türkiye'nin en ünlü spikerleri | Sabri Ugan

Türkiye’nin en ünlü spikerleri | Sabri Ugan

Peki en beğenmediğiniz hangisi?
Bir futbol spikerine saygı gösterilmeyen statları beğenmiyorum, üstüne alınan alınsın.

Söylediğinize pişman olduğunuz bir söz var mı?
0-0 biten tatsız, tuzsuz Galatasaray – Bordeaux maçının 55. dakikasında hâlâ taraftarların stada girmeye çalıştıklarını gördüğümde kendimi o insanların yerine koyarak bir daha aynı şeyin tekrar yaşanmaması adına gerekli önlemlerin önceden alınması için dışarıdaki seyircileri gereğinden fazla savunmuştum. Şimdiki aklım olsa savunmazdım çünkü hiç hak etmediğim eleştiriler aldım.

Anlatmaktan en çok zevk aldığınız maç?
2-0’dan 3-2 kazandığımız Galatasaray – Real Madrid maçı. Bir de Man Utd – Bayern Münih arasında oynanan Camp Nou’daki 1999 Şampiyonlar Ligi finali.

Anlatmaya doyamadığınız bir futbolcu var mı?
Zaman zaman. Mesela Messi. Ronaldinho ve Ronaldo’yu da en iyi zamanlarında anlatmış olduğum için kendimi şanslı kuşaktan sayıyorum.

Anlatımlarınızı sonradan dinler misiniz?
Nadiren. Yaşanmış, bitmiş olduğu için tekrar dinlemeyi hiç düşünmem. Zaten futbol spikerlerinin yakın arkadaşları vardır; acımasız, ellerinde baltayla keserle bekleyen. Maç sırasında veya maçtan sonra o balta ve keserle saldırırlar. Bu sebeple, maçı bir kez daha izlemeye gerek kalmıyor!

Şimdiki spikerlerden kimleri beğeniyorsunuz?
Kesin bir isim vermem doğru olmaz. Zaten bir spikere üst düzey bir maç anlatma görevi veriliyorsa bu görevi hak ettiği içindir. Ama şunu belirtmek isterim, ben maç izlerken sesini kısanlardan değilim!

Röportajlar Sarper Diktaş Fotoğraflar Barış Tekin

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply