Yakın Markaj: Ali Eren Beşerler

İtalya’ya transfer olmuşken neden geri döndü? Beşiktaş’ta 40 kilo dondurmayı nasıl yediler? “Hırçın futbolcu” olarak anılmasının sebebi neydi? 

Beşiktaş’a transfer olduğunuz ilk sezonda sürekli olarak İstanbul’a alışamadığınızdan, ayrılmak istediğinizden bahsediyordunuz. Nerede doğup büyüdünüz?
Ankara’nın Çankaya ilçesinde gecekonduların, uyuşturucu satıcılarının, yankesicilerin olduğu bir mahallede büyüdüm. Ağaçlara tırmanıp, plastik topla futbol oynuyordum. Sokaktan sadece sütçü ya da yoğurtçu falan geçtiğinden oynamak rahat oluyordu.

Mahalleden nasıl çıktınız? Kendinizi o ortamdan nasıl kurtardınız?
Ortaokulda okul takımına seçilmiştim. Ankara ikincisi olup, Türkiye genelindeki turnuvaya katılmıştık. Hocalarımdan biri beni beğenip Ankaragücü’ne götürdü ama onlar beğenmedi. Bu beni futboldan biraz soğuttu, bir süre oynamadım. Sonra arkadaşlarımın ısrarıyla Gençlerbirliği seçmelerine katıldım ve yıldız takımda oynamaya başladım. Lisans çıkaracakları zaman bir seçme daha yapmışlar ama ben o gün hasta olduğum için gitmemiştim. Sonra baktım ki herkes gitmiş, bir tek ben kalmışım! Lisansım çıktıktan sonra beni PAF takımında oynatmaya başladılar. Hatta abartıp genç ve amatör takımda da oynatmaya başladılar. Annem bir ekmek arası yapardı, iki maç arası onu yiyip diğer maça çıkardım!

İlhan Cavcav’ın dikkatini ne zaman çektiniz?
Bu kadar yoğun maç temposu olunca hocaların gözüne girdim tabii. Genç takımla Türkiye üçüncüsü olduktan sonra da A takımla antrenmanlara çıktım. İlhan Cavcav beni başından beri tanıyordu çünkü bütün takımlardan haberi vardı! İstanbul takımlarının gençleri krampon bulamazken, o bize en kalitelisinden alıyor, prim veriyordu. Yediğimiz içtiğimiz hep en iyisiydi. Hakkını yiyemem, kulübe faydalı olacağını düşündüğü herkese gözü gibi bakar.

Gençlerbirliği’nden ayrılırken neden kadro dışı kalmıştınız?
İlk sene, ikinci sene derken takımın değişmez oyuncularından biri oldum. Ümit Milli Takım’a da çağırılınca herkesin dikkatini çekmeyi başardım. Hatta o dönem yurt dışından bile transfer teklifleri gelmeye başlamıştı. Bizim takımdan Ümit Özat’ı ve beni istiyorlardı. Tabii o zaman iletişimimiz kuvvetli değil. Hangi takımlardan teklif geldiğini bile bilmiyorum. İngiltere’den dediler ama ilgilenmedim, kafam daha açılmamıştı. Sonra sözleşme konusunda pürüzler çıkınca İlhan Cavcav beni kadro dışı bıraktı. Okulu bırakmışım, varoşlardan geliyorum, konuşmayı bilmiyorum, kendimi anlatamıyorum… Gençlerbirliği’ndeki arkadaşlarıma bile uyum sağlayamıyorum.

ekran-resmi-2016-11-29-12-54-48

Okulu neden bıraktınız? İkisi birlikte yürümez miydi?
Ben de öyle istedim ama lisedeki hocalarımdan biri “Okuyacaksan oku, okumayacaksan futbol oyna!” dedi. İdmanlara, maçlara gidip okula gidemediğim zamanlarda beni hiç affetmiyordu. Ben de sinirlenip “Yılda 100 bin dolar para alıyorum, sen bana futbolu bırakmamı söylüyorsun” dedim. Babam asgari ücretle çalışan bir işçi!

O paranın ağırlığı size başka neler yaptırdı?
Bir insanı bilgi birikimi olmadan toplumun en altından alıp, birden parayla en üstüne çıkarıyorsunuz. Ne yapmasını bekliyorsun? Yapacağı ilk şey araba almak. Daha fazla para kazanırsa yapacağı ikinci şey daha iyi bir araba almak! Ben de bunu yaptım. Bunu ailem tek başına değiştiremezdi, eğitimimi kulüpte tamamlayabilirdim. Zamanla değişirdim ben de.

Kariyeriniz boyunca uyumsuz ve kavgacı görünmenizin sebebi tamamen bu muydu?
Bununla büyüdüm ben. Mahallemde her gün biri vurulur, biri bıçaklanırdı. Buradan sağlıklı bir insan çıkmasını bekleyemezsin. Sorunları çözmenin yöntemi olarak sadece şiddeti, kavgayı görmüşüm! Kimse beni anlamaya çalışmadı, bilgisiz olduğum için ezildim; bu konuda hassas olduğum için de tepki gösterdim. Küfür konusunda özellikle… Küfredildiğini duyarsam kendimi kaybediyordum. Onun dışında kimse benim için “Ali bana küfretti, tekme attı” diyemez.

Hakkınızda yaratılan algı pek de öyle değil aslında. Mesela bir Fenerbahçe maçında Serhat Akın’la girdiğiniz pozisyonda kırmızı kart görmüştünüz ve maçtan hemen sonra Sinan Engin bile “Ali Eren kesin bir şey yapmıştır!” demişti…
Serhat ikili mücadelede kendini yere atmıştı. Maçta kırmızı kart gördüm ama sonra görüntüleri izleyip bana ceza bile vermediler. Altı yıl Beşiktaş’ta oynadım; sadece bir hazırlık maçında, bir de lig maçında kırmızı kart gördüm. O da zaten Serhat’ın pozisyonuydu! Tayfur Havutçu’nun bile benden çok kartı vardı. Savunma oyuncusu olmama rağmen kariyerim boyunca sadece altı kez kırmızı kart gördüm.

ekran-resmi-2016-11-29-12-53-49

Beşiktaş kulübü, konuşma tarzınız yüzünden yanlış anlaşıldığınızı düşünerek size konuşma yasağı getirip çözüm bulmaya çalışmış. Bu yöntem etkili oldu mu?
Yine konuşmuşumdur! Herkesin geçmişi kabul etmediği hatalarla doludur. Bu yöneticilerimiz için de geçerli. 21 yaşımda İstanbul’a geldim, tek yaşıyorum. Arkadaşlarım kimler olabilir? Dünyanın parasını verdiğin adama yol yordam göstermezsen yapacağı şey belli. Kamptan hiçbir zaman kaçmadım ama gece kulüplerine gittiğim zaman da hiç saklanmadım. 100’üncü yılda Sinan Engin haftada en az bir gün bizi dışarı çıkarır, İstanbul’un en kaliteli yerlerinde eğlendirirdi. O zaman kimse bunalıp kendi başına gece dışarı çıkmıyordu.

Beşiktaş’ta bu kadar sık sakatlanmanızı da kendinize bakmamanıza bağlamışlardı. Sizce sebep neydi?
Beşiktaş’ta yaşadığım arka adale sakatlığım iki sene sürdü çünkü John Benjamin Toshack ile kulüp doktorları arasında sorun vardı. Kulüp doktoru idmana çıkamayacağımı söylerken, hoca çıkmamı söylüyordu vs. Düz yolda yürüyemezken idmana çıkınca yırtığım daha da büyüyordu. Seke seke yürürken idmana çıktığımı biliyorum. Toshack’tan sonra da devam etti bu.

Hangi hoca zamanında yine sakat sakat oynadınız?
Hans Peter Briegel zamanında oynamıştım. Galatasaray’la oynadığımız bir maçta darbe almıştım ve dizim şişmişti. Hafta içi de Çanakkale Dardanelspor’la bir kupa maçımız vardı. Normalde çok önemsenmez ama Fenerbahçe’nin Pendik faciasından hemen sonra olduğu için kesinlikle kazanmamız gerekiyordu. “Oynayamam” demiştim ama tabii ki dinlemediler. Maçta sıçramam gereken bir pozisyonda dizimden destek alamadığım için hava topunu kaybettim ve benim yüzümden gol yedik. İstanbul’a geldiğimizde çok büyük olaylar oldu. Kovaladılar bizi, takım zor kurtuldu. Beşiktaşlılar da Pendik maçı sonrası Rüştü Reçber olayını hatırlatıp “Biz size daha beterini yapacağız!” demeye başladı. Havaalanından evlerimize polis arabalarıyla gidebildik.

ekran-resmi-2016-11-29-12-52-34

Sakatlığınız o maçtan sonra uzun süre devam mı etti?
O maçtan sonra Antalyaspor’la lig maçına çıkacaktık. Briegel’e oynayamayacağımı söyledim ama dinlemedi. Oyundan çıkmak istediğimi söylediğimde bana “Benim için 15 dakika daha oyna, sonra seni oyundan alacağım” dedi. “Senin için niye oynayayım ki? Beni kadro dışı bırakmışsın!” diyemedim tabii ama birkaç dakika sonra yığılıp kaldım. Sonra bana bir MR çektiler ki dizim tamamen dağılmış! Ne kıkırdak kalmış, ne bağ…

Yine düzelmeden idmana çıkmak istemediğiniz için mi kadro dışı kalmıştınız?
Ahmet Akcan’la anlaşamadığım için öyle olmuştu. Her şeye karışıyordu, onu kabul ediyorum ama yöntemi de kötüydü. Onun yüzünden kadro dışı kalmama rağmen yine onunla ayrı çalışmak zorunda kaldım. Ben de ayrılma kararı almıştım.

Bütün yöneticiler sizi kalmanız için ikna etmeye çalışmış, kararınızı değiştirmemişsiniz ama Süleyman Seba’nın bir görüşmesinden sonra hemen imza atmışsınız. Ne demişti size?
“Hemen gidip imzanı at!” Sevgi görmek istiyorsun. Çok önemli. Değerli olduğunu hissetmek istiyorsun. Bana şimdi teknik direktörlük yaparken “Bu futbolcuyu almayalım, çok problemli” diyorlar. Hemen alıyorum çünkü dilinden anlarım. Ben de zamanla öğrendim. Sağ olsun eşimin yardımıyla ve kendi çabalarımla öğrendim. Toplumda her insanın bir takım farklılıkları vardır. Bunları görebiliyorsanız başarılı olursunuz. İnsanlara tek tip ve kuralcı yaklaşırsanız başarılı olma şansınız yok. Yöneticiler futbolcuları işçi olarak görüyor ama insan olduklarını bile kabul etmiyor.

ekran-resmi-2016-11-29-12-53-04

Sonraki dönemde Genoa’ya imza atmışsınız. Hem de kimsenin beklemediği kadar yüksek bir ücretle. Size çok güzel bir ev ve bir araba vermelerine rağmen geri dönmüştünüz. Neden?
Beni bırakmak istemediler ama çok ısrar ettim. Yabancı dilim olmadığı için tek kelime konuşamıyordum, hiçbir şey soramıyordum, ne yediklerini bile anlayamıyordum. Hocaya gidip sakat olduğumu söyledim. Business Class uçak biletlerime varana kadar beni rahat ettirecek her şeyi verdiler ama bırakıp Türkiye’ye döndüm.

Kalsanız hayatınız bambaşka bir yöne gitmez miydi?
Kapasiten yetiyor mu o zaman? Tercüman ayarlamayı, yardımcı tutmayı akıl edebiliyor musun? Ben de dönüp Beşiktaş’ta devam ettim. Christoph Daum yüzünden gitmek istemiştim, yoksa gitmezdim.

Onunla aranızdaki sorun neydi?
Televizyondaki bir röportajında benim için “Olsa da olur, olmasa da!” demişti. Ben de bir röportaj verip aynısını söyledim. Tabii onun dediği unutuldu, benimki kaldı! Futbolcular köle mi? Düşündüklerini söyleyemez mi? Ben de söyledim. Beni küstürmesine ne gerek vardı? Nevio Scala, Toshack, Karl Heinz Feldkamp, Mircea Lucescu… Gerçek teknik direktör onlardı!

scala1

Rizespor’a transfer olduktan sonra Souleymane Youla’yla kavga edip çok uzun süre futbol oynayamamıştınız. Sizi o kadar sinirlendirecek ne yaptı?
Dirsek atmıştı, tepki gösterince de küfretti ve gözlerim karardı! Ondan sonra yaptıklarımda hatalı bendim. Stattan çıkarken tekrar üzerine gidip kavga ettim, sonra da altı maç ceza alıp oynayamadım. O kavgadan sonra havaalanında karşılaştık ve gelip bana sarıldı. O da suçunu bilmese bana böyle davranmazdı.

Daha sonra Kocaelispor, Akçaabat Sebatspor, Altay ve Turgutluspor’da oynamıştınız. Yavaş yavaş klasman düşmek sizi nasıl etkiledi?
Tabii ki çok zor. Alışmış olduğunuz düzen, insanların size bakış açısı, her şey değişiyor. Benim için de hiç kolay olmadı. Kilo verdim, eski gücümü bulamadım ve futbolu bıraktım.

Milli takımlarda hep kulüp takımlarından daha başarılı, daha istikrarlıydınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Takım arkadaşlarımla uyumumuza! Hasan Şaş, Serdar Topraktepe, Ümit Özat ve ben, dördümüz de şaşıydık! Bizi görenler “Tabii rakip sizinle baş edemez, sağa bakıyormuş gibi görünüp sola bakıyorsunuz, adamlar çözemiyor ki sizi!” diyordu. Özellikle yorgun olduğumuz zaman gözlerimiz daha çok kayıyordu. Hatta Serdar bunun için ameliyat oldu.

ali-eren-idman-yat

Futbol kariyerinizde hatırlanacak en güzel hikaye, Beşiktaş’ın 100’üncü yıl şampiyonluğu olmalı. Sizce o sezonun önemli detayları nelerdi?
Yaklaşık 20 kişinin bir odada oturduğunu başka hiçbir yerde görmedim. Yemeklerimizi alır, küçücük odalardan birine doluşur, saatlerce batak, tavla falan oynardık… Kadroya giremesek de takımın kazanmasını 90 dakika oynamış kadar isterdik. Gerçi bir antrenman yapıyoruz, tam katliam! Takıma girebilmek için resmen birbirimizi öldürüyoruz. Bir sezon başı kampında 40 kilo dondurma yemişiz! Yanında yediğimiz diğer tatlıların da hesabı yok. Sinan Engin bir toplantı yaptı. “Bu ne kardeşim!” diye bağırıyor. “Parası neyse öderiz abi yaa, ne kızıyorsun!” diye kapris yaptık. “Başlarım parasına! Kilo alacaksınız, hasta olacaksınız” diye daha fazla bağırmaya başladı. Pascal Nouma’yla gülmekten yerlere yatmıştık!

En kötü anı da Valerenga maçı olabilir mi?
İlk yarı 3-0 önde olduğumuz maçı 3-3 berabere bitirdik. O maçtan sonra hiçbir futbolcu günlerce insan içine çıkmadı. Trafikte bile arabasının camını açıp söylenen insanlar oluyordu. Hâlâ utanıyorum.

Teknik direktörlük kariyeriniz nasıl gitti? Şu an neler yapıyorsunuz?
Giresunspor, Anadolu Üsküdar, Dersimspor ve Kırıkhanspor’u çalıştırdım. Giresunspor’u çalıştırdığım dönemde lisansım yeterli olmadığı için ayrılmak zorunda kaldım. Bu şekilde Süper Lig takımı çalıştıran onlarca teknik direktöre göz yumuldu ama nedense bana ceza verildi! Artık lisanslarımı tamamladım. Menajerlik yapmak istemediğim, sahalarda olmak istediğim için teknik direktörlüğe devam edeceğim.

Röportaj Hilal Gülyurt

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply