Yakın Markaj: Gordon Milne

Beşiktaş’taki başarı nasıl geldi? En çok hangi hocalarından etkilendi? Bünyamin Süral’a altı saat idman yaptırdı mı? Metin Tekin ile arasında neler yaşandı?

Beşiktaş’ı çalıştırdığı 1987-94 yılları arasında bir efsaneye dönüşen İngiliz teknik direktör Gordon Milne, taraftarlarına şarkıları hâlâ dillerden düşmeyen üç sene üst üste şampiyonluğu yaşatan bir isim. Görev yaptığı süre boyunca siyah-beyazlılarla toplam 12 kupa kaldırdı; bunun da ötesinde ısrarla Beşiktaş tesislerinin geliştirilmesi için çaba sarf etti, altyapıdan birçok ismi futbolumuza kazandırdı…

Elbette ünü, ülkemizle sınırlı değil; futbolculuğunda Bill Shankly’nin Liverpool’unda oynamıştı. Ve bir diğer İngiliz efsane Kevin Keegan’a göre hiç de fena bir oyuncu değildi: “Gordon çok klas oyuncuydu, tam bir pasördü.” Teknik direktör olduğundaysa Beşiktaş’a gelmeden önce İngiltere U-18 Milli Takımı’nı çalıştırdı ve Avrupa Gençler Şampiyonası’nı kazandı. Bu başarı onun adını Alf Ramsey gibi bir efsanenin ardından İngiltere Milli Takımı’na aday teknik direktörler listesine bile yazdırdı! Ama kader onun yolunu Coventry City ve Leicester City maceralarının ardından İstanbul’a düşürdü. Çok da iyi oldu…

756377-9188188-640-360

Beşiktaş’a geldiğinizde karşılaştığınız tablo nasıldı? O günlerde Fulya tesislerinin çamur içinde olduğunu biliyoruz…
Tesisler hiç iyi değildi. Saha topraktı. Soyunma odalarının durumu da çok fenaydı. İngiltere’deki 3. Lig takımlarının soyunma odaları gibiydi, hatta onlarınkinden bile daha kötüydü. Bu durum benim için büyük sürprizdi tabii ki. İlk sezon çok sorun yaşadık çünkü doğru dürüst çalışamadık bile!

Öyleyse başarı nasıl geldi?
Yabancı bir hoca, hatta yabancı bir oyuncu için ilk yıllar hep zordur. Oyunculara mantalitenizi aşılamak ve karakterinizi göstermeye çalışmak gerekir. Ben de ilk olarak bunu yapmaya çalıştım. Birinci senemde ligi ikinci bitirdik ve hiçbir şey kazanamadık. Buna rağmen o yıl aslında dengeyi bulmak, sorunları tespit etmek adına çok önemli bir yıldı. Çalışarak eksiklerimizi giderdik. Önce Fulya’da daha iyi bir tesise sahip olduk. Sahamızı çime çevirdik. Çok büyük değildi ama yine de çimdi, kum değil! İkinci yıl saha ve tesisler biraz daha iyi oldu. Takım olarak da ilerledik, Türkiye Kupası’nı kazandık. Ondan sonra (burayı Türkçe söylüyor) her şey gelişmeye devam etti ve şampiyonluklar arka arkaya geldi.

Geldiğinizde takım mali olarak da zorluklar çekiyordu. Wilson ve Walsh’ın ilk transfer taksitlerini cebinizden ödediğiniz söyleniyor, doğru mu bu?
Olur mu öyle şey? Doğru değil!

Walsh demişken, onun için basında “Seba’nın askerlik arkadaşı” yazılıyordu. Gülüyor muydunuz bu sözlere acaba?
(Gülüyor) Evet, komikti ama haksızdı. Walsh gayet iyi bir oyuncuydu. İyi bir karakteri vardı, Kadir ile iyi anlaşıyorlardı. Türkiye’dekiler ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu sonradan anladılar. Çok katkı sağladı. Güzel bir takıma sahiptim. Mesela Rıza Çalımbay, harika bir oyuncuydu. Çok çalışkan, tam bir kaptan. Saygı duyulacak bir adam. Kadir de vardı. İşte böyle oyuncularla şampiyon olduk.tumblr_mhdquxP9gV1rjbduho1_1280

Ya Metin Tekin? Onu hep yedek bırakıyordunuz, hatta kadroya almıyordunuz? Sorun mu vardı aranızda?
Hayır, aramızda hiçbir sorun yoktu. Metin’in yetenek olarak her şeye sahip olduğunu düşünüyordum. Özel bir oyuncuydu. Yetenek olarak bakarsanız her şey vardı ama her şeyden “çok yapmak” istiyordu. Hepsini bir araya getirme ve istikrarsızlık sorunu yaşıyordu. Daha sonra zamanla daha iyi bir oyuncu olmaya başladı; zihniyeti gelişti, yavaş yavaş Beşiktaş için önemli bir oyuncu olmaya başladı. Benim zamanımda durum buydu yani…

Ama Metin Tekin’le birbirinize krampon fırlattığınız söyleniyordu…
Yok, öyle şey olur mu hiç? Hayatımda kimseye bir şey fırlatmadım. İstiyorsanız, eşime sorun (gülüyor).

Transfer konusuna gelelim… Osvaldo Nartallo transferini bugün olsa yine yapar mıydınız?
Kimi transfer eder miydim dediniz?

Nartallo… Osvaldo Nartallo. Hani Arjantinli, kıvırcık saçlı…
Ha, tamam, tamam (gülüyor). Muhtemelen, yok (Burayı Türkçe söylüyor).

fft226_mf3336487

Maçlarda stres yüzünden yardımcınız Kamuran Yavuz’un bacaklarını sıkıyormuşsunuz. Adamcağız eve hep mor bacaklarla dönüyormuş…
(Gülüyor) Olabilir. Ne yapayım, elimde değildi.

Bir dönem kadronuzda Ferdinand ve Zalad gibi oyuncular vardı ve basında ikisinin bir olup sabahladıkları yazılıyordu…
Hayır. Böyle bir şey yok.

Hatta Zalad antrenmanlarda uyuyormuş!
Kimse benim antrenmanlarımda uyuyamaz (gülüyor)!

“Türk futbolunda yabancıların gerektiği bir dönem vardı ama artık o dönem aşıldı”

Oyuncularınızdan Bünyamin Süral’i bir gece körkütük sarhoş yakalayıp ve ertesi gün altı saat antrenman yaptırdığınız doğru mu peki?
Evet, ne yazık ki bu doğru. Belki yanılıyorumdur, daha sonra neler yaptı bilemiyorum ama bence Bünyamin çok iyi bir oyuncuydu. Türkiye’nin doğusundan geliyordu. Diğer oyunculara göre oldukça değişik bir anlayışı ve yaşam tarzı vardı. Sonra kötü bir sakatlık geçirdi, sakatlığı nüksetti ve bir daha pek toparlanamadı. Ama bana kalırsa iyi oyuncuydu ve güçlüydü. Ona, o cezayı verdiğim doğru. Bünyamin’e dair hatırladığım şeylerden biri de Ferdinand’la iyi arkadaş olmasıydı ama garip bir arkadaşlıktı bu. Ferdinand Türkçe bilmiyordu… Bünyamin’in de İngilizce bildiğini hiç sanmıyorum (gülüyor)! Ama yine de bir araya gelince acayip acayip konuşuyorlardı. İnanılmaz biriydi. İyi çocuktu yine de…

Ama sizi tehdit ettiği yazılmıştı bu olayın ardından…
Hayır, hayır… Belki de etti de ben anlamadım (gülüyor).

Peki, Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra Süleyman Seba ile görüştünüz mü?
Birçok kez görüştük.

Hâlâ Türkiye liglerini takip ediyor musunuz?
Biraz izliyorum. Her maçı değil ama bazı maçları izliyorum. Beşiktaş ne yapmış diye bakıyorum işte. Sonuçları takip ediyorum.

Kimi transfer ederdiniz bugünkü Beşiktaş’tan?
Transfer ciddi iş. Benim izlediğim kadarıyla olmaz. Daha fazla takip etmek gerek. İyi oyuncular var elbette ama bu soruya cevap vermek için bu sezon ne yaptıklarını daha fazla izlemem gerek. Transferde yabancı oyunculara çok fazla bel bağlanmamalı. Yabancılar ne kadar iyi olurlarsa olsun yerli oyunculara ağırlık verilmeli. Yabancıların gerektiği bir dönem vardı Türk futbolunda ama artık o dönem aşıldı. Gelen yabancının (hoca veya futbolcu) dili bilmesi, öğrenmeye çalışması önemli. Benim dönemimdeki üç yabancı kuralı iyiydi; daha fazlası olursa yerli oyuncu çıkaramazsınız. Metin, Ali, Feyyaz, Rıza gibi oyuncuları yetiştiremezseniz başarı zorlaşır. İyi takımlar birliktelikle oluşur.kevinkeegan

Biraz da İngiltere yıllarınıza dönelim. Oyuncuyken Bill Shankly ve Alf Ramsey gibi hocalarla çalışmıştınız. Bunun kariyerinize ne gibi etkileri oldu?
Bence bir oyuncu olarak iyi hocalarınızı her zaman hatırlarsınız ve örnek alırsınız ama Shankly ve Alf Ramsey çok farklıydı. Farklı karakterleri ve oyun anlayışları vardı. İkisi de bambaşka oynatıyor ve kendi yollarıyla başarılı oluyordu. O yüzden biraz ondan biraz bundan bir şeyler aldım. Aslında herkesten biraz aldım, sadece onlardan değil. Ayrıca kendi stilimi oluşturdum.İkisi de çok büyük, saygı duyulacak hocaydı.

Don Revie, İngiltere Milli Takımı’nın başına geçmeden önce teknik direktörlük için adınız geçmiş…
Evet. Bir görüşme yapmıştım ama olmadı. Revie çok başarılıydı o dönem.

Son olarak, uzun süre Liverpool’da oynamış bir oyuncu olarak “gelmiş geçmiş en iyi Liverpool oyuncusu” kimdi?
Of, bu çok zor bir soru. Bir sürü iyi oyuncumuz oldu. Kevin Keegan harika bir oyuncuydu ama yıllar boyunca bir sürü oyuncu gelip geçti. Yani tek bir isim vermek bence haksızlık olur.

 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply