Yalnız ve güzel adam Metin Kurt röportajı

Yalnız ve güzel adam Metin Kurt röportajı

Döneminin en klas oyuncularındandı, açık deyince dünyada Best, Türkiye’de “Çizgi Metin” vardı. Halka daha yakın olmak için çizgisini hiç değiştirmeyen Metin Kurt şimdilerde mücadelesine saha dışındaki kurulu düzene bacak arası atarak devam ediyor…

Şimdilerde futbolcuların kazandıkları paralar malumunuz, sizin zamanınıza göre çok büyük. Fakat futbolcular bir yerden sonra Cristiano Ronaldo örneğinde olduğu gibi halen köle muamelesi görüyorlar…
Metin Kurt: Çok haklısınız. Şu anda alınan maaşlar tabii ki futbolun emekçileri olan oyuncular için büyük bir gelişme. Bosman gerçekten de dünya futbol tarihinin en büyük devrimcilerinden birisi. Onun sayesinde futbolcular bir nebze olsun yöneticilerin, sermayenin kölesi olmaktan kurtuldular, tabii ki daha alınacak çok yol var. Fakat Türkiye’deki duruma bakarsak halen Avrupa’daki futbolcuların çalışma şartlarının, standartlarının çok gerisindeyiz. Futbolda eskiden bu kadar büyük ve kirli paralar dönmezdi. Aslında genel olarak spor şimdiye göre çok daha sportmence yapılan bir şeydi. Ancak başta futbol olmak üzere spora yatırılan sermayenin boyutu büyüdükçe işler çok değişti. Halbuki 1968’de esen devrimci rüzgârlar biz sporcuları da derinden etkilemişti. 1968’den önce spor dünyasında daha çok “Ne sağcı ne solcu, sporcu” anlayışı daha doğrusu anlayışsızlığı vardı. Fakat o yıllarda tarihsel köleliğe başkaldıran Amerikalı siyahlar 1968 Olimpiyatları’nda yaptıkları efsanevi eylemle bunu kökünden değiştirdiler. Madalya kazanan iki siyahi atlet Tommie Smith ve John Carlos, sporcuların ve siyahların içinde bulunduğu fakirliği ve sefaleti göstermek için bir çift siyah eldiveni tek tek giyerek yumruklarını havaya kaldırdılar. Dünyadaki tüm sporcular gibi biz de bundan çok etkilendik. Zaten 68 kuşağının estirdiği özgürlük rüzgârları statlara çoktan bulaşmıştı. Taraftarlar futboldan çok memleket meselelerini tartışır hale geldiler. Bunun üzerine de biz hem taraftarlardan hem de siyahi sporculardan ilham alarak Türkiye’nin en başarılı futbolcuları olarak bir araya geldik ve haklarımızı savunmak için organize olmaya başladık.

Bu hareketin içinde sizinle beraber kimler vardı?
Metin Kurt: İstanbul’un büyüklerinden Anadolu’nun en mütevazı takımına kadar her kulüpten üyemiz, temsilcimiz vardı. O dönemin Fenerbahçe kaptanı Önder en önemli üyelerimizden birisiydi. Şu anda Milli Takımımızın kaleci antrenörü olan Galatasaray kalecisi Eser Özaltındere İstanbul şube sorumlumuzdu. Şimdilerde altyapının başında harika işlere imza atan Beşiktaşlı Mehmet Ekşi merkez yürütme kurulu üyemizdi. Sevgili Şenol Güneş de Trabzon sorumlumuzdu. O dönemde futbolcular artık “Biz neyiz, köle miyiz yoksa sporcu mu? Bizi kimler nasıl kullanılıyor?” sorularını sormaya başladılar. Türk sporcusu kimlik bunalımına girdi. Bu arada sadece futbolcular değil, Mehmet Yurdadön gibi milli atletler de bizi destekliyorlardı. Sadece sporcular değil, o dönemde sinema oyuncusu Halil Ergün de bizimle birlikte çalışıyordu. Bizim düzenlediğimiz bir sağlıklı çocuk koşusu vardı, onda çok aktif bir rol oynamıştı. Türkiye’nin dört bir tarafından amatör-profesyonel birçok sporcu bir araya gelip tek yumruk olduk. O zamanlar sporcular dünyasında öyle bir özgürlük rüzgarı esiyordu ki sağcı olarak bilinen Cemil Turan bile saçlarını hippiler gibi uzatmıştı. 1976 yılında Galatasaray Spor Kulübü’nde haklarımızı alamadığımız için bir boykot-grev yapmıştık. Yine sağa yakınlığı ile bilinen sevgili takım arkadaşım Fatih Terim de eğer o sırada burada olsaydı bizimle beraber hareket edecekti çünkü ideolojilerin ötesinde hepimiz spor emekçisiydik. Fatih Terim’in o zaman özel bir meselesi için Adana’ya gitmesi gerekiyordu, o yüzden burada değildi, yoksa bir takım odakların iddia ettiği gibi sevgili Fatih asla takım arkadaşlarını satan bir grev kırıcı değildir, son derece düzgün bir insandır ayrıca da saha dışındaki tartışmaların ötesinde Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük üç teknik adamdan birisidir. Fatih Terim, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş bu ülkede futbolun kaderini değiştirdiler. Bana ne mutlu ki hepsi de yakınımdır, takım arkadaşımdır. Mustafa Denizli’nin ilk milli maçında o santrfor, ben sağ açıktım, harika bir takımdık ama o zamanki şartlar Türkiye Milli Takımı’nın şimdi yaşadığı başarıları yaşayamamasına sebep oldu.

 

Yalnız ve güzel adam Metin Kurt röportajı

Yalnız ve güzel adam Metin Kurt’un destekçilerinden biri Şenol Güneş’ti

Sadece Galatasaraylıların değil tüm futbolseverlerin çok sevdiği, beğenerek izlediği bir futbolcuydunuz…
Metin Kurt: Gerçekten de futbolculuğum döneminde taraftarların, halkımızın bana gösterdiği sevgi ve sıcaklık, bu davayı bugüne kadar sürdürmemde büyük rol oynadı, onlara bir kez daha FourFourTwo aracılığıyla teşekkür etmek, şükranlarımı sunmak istiyorum. Eğer bu ülkede yöneticiler de futbolu taraftarların sevdiği kadar sevseydi her şey çok farklı olurdu! Galatasaray’da oynarken bana “Çizgi Metin” derlerdi çünkü ben bir açık oyuncusu olmamın ötesinde taraftara, halka en yakın yer olan kanatta, çizgide oynamayı çok severdim, oynadığım oyundan ayrı bir zevk alırdım. Tabii bunda rakip takımların bize karşı sürekli kapalı savunma yapmasının da taktiksel açıdan önemli bir rolü vardı. Savunmayı açabilmek için sahanın bütün genişliğini kullanmak gerekiyordu. Bana verilen taktik rol de “Çizgi Metin” olmaktı. O zamanlar başarılı futbol performansımın, yıldız oyuncu olmamın da sayesinde bütün kitleler, bütün sporcular benim arkamdaydı. Medya bile bir ölçüde benim yanımdaydı. Verdiğim demeçlerin hepsi manşetten yayınlanırdı. Taraftar da yaptığım mücadeleden geri dönmemem nedeniyle beni ekstradan destekledi.

Galatasaray’da taraftarlar tarafından bu kadar çok sevilmenize rağmen, yaptığınız eylemden sonra takımdan uzaklaştırıldınız ve bir daha da asla Galatasaray formasıyla oynadığınız gibi oynamadınız…
Metin Kurt: Asıl sorun biz futbolcuların çalışma şartlarından kaynaklanıyordu, biz bunu değiştirmek istedik.  O zamanlar kulüplerle iki yıllık mukavele yapılıyordu. Kulüp isterse maaşınızı ödeyip iki yıl daha otomatik olarak mukavelenizi uzatabiliyordu. Kulüpler bunu doğrudan kullanmıyorlardı ama pazarlıkta ellerinde bir koz oluyordu. Bana karşı bu kozu kullanmaya kalktılar. O zamanın parasıyla 110 milyon teklif ettiler. Ben de 200 milyon istediğimi onlara belirttim. Diğer taraftan bunun yanlış bir şey olduğunu bütün kitlelere anlattım. Burada bir önemli nokta vardı. O dönemde herkes bana batıda da durumun böyle olduğunu söylüyordu. Batıda bunun böyle olması durumun doğru olduğunu göstermez ki! Batı Avrupa’da da halen yanlış olan birçok şey var! Orada yanlış diye Türkiye’de de öyle mi olması gerek? Bosman’a kadar bu durum böyleydi ama biraz önce de söylediğim gibi Bosman futbol tarihindeki en önemli adamlardan biridir. Benim 1970’lerde yaptığım mücadeleyi o 1990’lara, 2000’lere global düzeye taşıdı. Eğer o zamanlar Türkiye’deki adalet sistemi arkamızda dursaydı, daha 1970’lerde böyle bir şey Türkiye’den çıkıp bütün Avrupa’ya örnek olurdu.

Zamanında yaptığınız bu işlerin nihayete ermemesinin nedeni sadece 12 Eylül darbesi değil de Avrupa’daki meslektaşlarınızla bağlantı kurulamamasından kaynaklanmış olabilir mi? 
Metin Kurt: Sendikalar da taraftarla birlikte bizi izliyordu aslında. Arkamızda güçlü bir sendika olsaydı durum değişebilirdi. Galatasaray’da bizim yapmaya çalıştığımız olayın o zamanlar Avrupa’da bile bir benzeri yoktu. Bireysel olarak başkaldıran futbolcular yok muydu, vardı. Paul Breitner vardı örneğin, Batı Almanya ile Doğu Almanya arasındaki soğuk savaşa ve Franz Beckenbauer’e rağmen solculuğunu ayan beyan ilan etmiş, kendisini de herkese böyle kabul ettirmişti. Bizim gibi dışlanmak bir yana sağcıların takımı olarak bilinen Real Madrid’de çalışma şartları daha uygun olduğu için forma giymişti. Bunu da neden altını çizerek söylüyorum onu da açıklayayım: Futbolcular taraftarlarla beraber futbol sektörünün en saf, en temiz, en günahsız kişileridir.

Fatih Terim, Şenol Güneş ve Mustafa Denizli gibi sizin kuşağınızın birçok yıldız futbolcusu şimdi çok iyi teknik direktörler. Aynı durum İngiltere Ligi için de geçerli. Mesela sizin mücadele verdiğiniz yıllarda şimdilerin Man Utd teknik direktörü Alex Ferguson Britanya’da grev organizatörü. Aynı şekilde Nottingham Forest’in efsanevi hocası Brian Clough da halen verdiği emekten yana mücadeleyle Ada’da baş tacı. Sizlerin başına neler geldi? 
Metin Kurt: Kuşkusuz 12 Eylül darbesiyle Türkiye’de diğer sol sempatizanlarının başına gelenlere oranla bizim başımıza gelenlerin felaket olduğuna inanmıyorum. Biz bilinçli olarak bunu seçtik, o yüzden de hiçbir zaman oturup ağlamadık, sızlanmadık. Artık günümüzde futbol bir oyun değil. Futbolcu da bir oyuncu değil. Şimdi artık sporcu doğal şartlarda yetişmiyor, oyundan gelmiyor. Bizim başımıza gelenler derken şunu kastediyorum: Ben futbolu bıraktım futbolculuk zamanında da Alex Ferguson İskoç futboluna damgasına vuran mezhep ayrımcılığının kurbanı olmuş. Yine de kabuğunu kırmayı başarıp Ada’nın en başarılı teknik adamı olmuş çünkü oradaki şartlar bizdeki gibi değil. Bizim Türkiye’nin sınırları içerisinde futbolcuların konuşma özgürlüğü kesinlikle yoktur. Bunun en somut örneği Fenerbahçeli Kemalettin Şentürk’tür.

Sınırlar demişken, Aykut Kocaman gibi pırıl pırıl bir figürün, Melih Gökçek’in takımında çalışması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Metin Kurt: Aykut Kocaman gerçekten de saha içi ve dışındaki duruşuyla çok değerli bir isim. Ankaraspor’un hocası olması Melih Gökçek’le aynı fikirde olduğu anlamına gelmez. Onun gerçek fikirlerini ben bizzat yakından biliyorum. Ne yapıp edip Aykut Kocaman’ın bundan zarar görmesini engellemek lazım çünkü bu ülkenin bir değil birden fazla Aykut Kocaman’a ihtiyacı var.

Şu anda Beşiktaş taraftar grubu Çarşı, daha çok sola, özgürlük mücadelesine özgü sembolleri ve söylemleri benimsemiş durumda. Çarşı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Metin Kurt: Şimdiki konjonktür çok farklı tabii ki. Fakat Çarşı ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim ki taraftar taraftar, yönetici de yöneticidir, bunun rengi kulübü yoktur. Sadece Çarşı’dan dolayı Beşiktaş’ın sola yakın bir kulüp olduğunu söylemek yanlış olur, aynı şekilde de bir takım insanların yaptıkları “Galatasaray aristokrat takımıdır, Fenerbahçe burjuva takımıdır” genellemeleri de çok yanlış. Allah aşkınıza Beşiktaş’ın başkanı kim? Baba parasıyla başkan olan Yıldırım Demirören. Demirören’in solda olmasına hiç imkan var mı sizce? Tabii ki yok. Taraftarlar başka, yöneticiler başka. Futbol, taraftarların ve futbolcuların olmalı ama ülkemizde daha çok yöneticilerin tekelinde. Yöneticiler için de taraftarlar daha çok birer müşteriler, oyuncular da işçi! Fakat Demirören’in başkan olması da Türkiye’deki Çarşı fenomeninin boyutunu küçültmez. Zaten öyle olduğunu düşünseydim, yıllar sonra yeniden yayınlama mutluluğunu yaşadığımız Sportmence’nin ilk sayısına Çarşı’yı kapak yapmazdık.

Yöneticileri bir kenara bırakırsak, Türk futbolunun son yıllarda başardıkları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sahiden sizin döneminize göre çok yol aldık mı?
Metin Kurt: Bizim dönemimize göre her açıdan çok daha fazla geliştiğimiz malum. Özellikle Euro 2008’de oynadığımız futbol çok büyük başarıdır, ilk 4’e girmekten de daha önemli olan, geriden gelip kazanmak, hücum oynamak bağlamında büyük bir mental gelişme söz konusu. Fakat sürdürülebilir başarı, sizin de Ocak sayınızda yazdığınız gibi bir türlü gelmiyor, bu kafayla devam ederse de kolay kolay gelmeyecek gibi. Ben şu açıdan bakıyorum: Bir ülkenin futboldaki başarısı en çok o ülke futbolunun ithalat-ihracat dengesiyle ölçülebilir. Ne kadar ihracat ve ne kadar ithalat yapıyoruz? Euro 2008’deki başarımıza rağmen yurt dışına oynayan Türk futbolcu sayısı halen Türkiye’ye ithal edilen yabancı oyuncu sayısının çok altında. Bir de birçok oyuncumuzun aslında Almanya’da yetişmiş olduğu gerçeğini objektif şekilde değerlendirirsek, futbolumuzun aldığımız neticeler kadar gelişmiş olduğunu söylemek zor.

Röportaj Ali Ece FourFourTwo Arşiv

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply