YAZI | Bolca aidiyet ve çokça profesyonellik

Sokak, kum, halı saha, toprak saha ya da çim ve bir de futbol topu… Futbol oynamak için asgari şartlar hazırlandığında, kimi çıkıp elinden gelenin en iyisini verir, kimi tribünlere oynayarak alkış almak ister, kimi de ortaya hem yüreğini hem de yeteneklerini koyar.

Son yıllarda estetiğe ve hıza dayalı oyun kabul görse de, dar alanda savunma yapan takımların sayısı oldukça fazla. Her iki oyun tarzı için de farklı yeteneklere sahip oyunculara büyük bir gereksinim duyuluyor. Bu farklı sistemlere aynı anda uyacak futbolcu bulmak hiç de kolay değil.

Şöyle bir düşünelim… Tuttuğunuz takımda hafızalara kazınan ilk 3 isim kimler? Sezonu 8’er 10’ar golle kapatan kanat oyuncuları mı? Yoksa oyun içinde 90+’lara kadar canını dişine takıp futbol tabiriyle “savaşanlar” mı?

Bir oyuncunun yetenekli ve akıllısı en makbul olanıdır bu oyunda. Tabii bu isimlerin piyasa değeri 2 haneli ve solunda 5’ten büyük rakamlar olduğu için her takımın mutfağında rastlayamayacağımız tiplerdendir. Ucuz etin yahnisi de kabul buyuracağınız üzere damak tadımızı bozduğu için sahada farklı bir tat arayışına giriyoruz. Takımına aidiyet duygusuyla bağlanan, işini profesyonelce yapan bir tat… Galatasaray taraftarı için Elmander, Beşiktaş taraftarı için Atiba, Fenerbahçe taraftarı için Kuyt’tı bu tat.

Bu 3 ismin ortak noktaları, takımı için her şeylerini vermelerinin yanında rakipler tarafından da büyük saygıyla anılan oyuncular olmasıdır. Kuyt hakkında kötü konuşan Beşiktaşlı, Atiba hakkında kötü konuşan Galatasaraylı, Elmander hakkında kötü konuşan Fenerbahçeli görmek neredeyse imkansızdır. Çünkü 3 isim de profesyonelliği üst noktada yaşayan insanlar. Futbolu yalnızca 90 dakika ile sınırlandırmayan, 30’lu yaşlarda bile antrenman saatinden ödün vermeyen, sürekli çalışan, az konuşan, birleştirici olan ve rakibini incitmeyen demeçler veren futbolcular.

Yazının başlarında bahsettiğimiz gibi artık oyunun iki yönünü de oynamak son derece önem arz ediyor. Bu yalnızca orta sahada “box to box” olarak tabir edilen oyuncular için geçerli bir argüman değil. Artık bek oyuncusundan asist ya da gol, forvet oyuncusundan savunma beklediğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Kuyt, Atiba ve Elmander’i kendi taraftarlarına ve hocalarına “aşık” eden de tam olarak bu.

“46 maçta 16 gol atan bir forvet nasıl olur da unutulmaz”ın vücut bulmuş halidir Elmander. Kadıköy’de Galatasaray’ın kupa kaldırdığı maçta sakat sakat sahada oynayıp artık yürüyemeyecek hâle gelene kadar kenara gelmeyen, sıradan bir lig maçında bile 90’ıncı dakikada önde pres yapan ve defansa yardıma gelen, yedek kalsa bile diğer maçta hazır olan, bencil olmayan, derbide maç devam ederken rakip takımdaki arkadaşıyla sarılarak güzel poz veren, Galatasaray’a imza atacakken, “Neden imza parası almadın?” sorusuna, “Sir, Galatasaray’a geliyorum!” diyerek futbolda önceliğinin para olmadığını kanıtlayan bir oyuncu olduğu için efsaneler arasına, saygı duyulanlar arasına girmeyi başardı Elmander.

Senelerce Liverpool gibi büyük bir kulüpte forma giymiş bir oyuncu, 32 yaşında Türkiye’ye geliyorsa, “Kesin yatmaya geldi, parasını alıp gidecek!” nidaları atılır. Ama Kuyt bambaşka bir profesyoneldi. 34 yaşında bile çoğu maçta Fenerbahçe’nin en çok koşan 2-3 oyuncusundan biri ya da 1’incisi oluyordu. Çoğu maçta arkasındaki beki rahatlatmak için geriye kadar gelip ona yardım etmesi, sarı saçlarının terden tel tel ayrılması ve formanın sırılsıklam olması, Fenerbahçe taraftarının gözünde canlanınca onları başka diyarlara alıp götürüyor. Türkiye’yi ve Türk insanını asla unutmayacağını vurguladığı veda mesajı herkesi kucaklayan cinstendi.

2013 senesinde 30 yaşındayken Beşiktaş’a transfer edildiğinde, Kanadalı ve sükse yapmayan yaşlı bir oyuncu olarak katıldı takıma. Önce sağ bek denildi, sonra 8 numara dendi. Hayır, bu adam sol bek de oynayabiliyor diyen de vardı defansif orta saha oyuncusu için. Nitekim, Beşiktaş formasıyla birçok mevkide kendisine şans verildi. İlk oynadığı günden itibaren azmi ve çalışkanlığıyla siyah – beyazlıların sevgilisi oldu. Geriden kurduğu oyun, uzun bacaklarıyla yaptığı pas araları ve ilerleyen yaşına rağmen sahanın en çok koşan oyuncularından biri olması Atiba’yı özel kıldı. Bir özel davranış da Adanaspor ile oynanan maçta yaşanmıştı. Adanasporlu oyuncunun gördüğü kırmızı karta (evet rakip oyuncu) itiraz edip ” Kartlık bir şey yok” diyebilecek kadar profesyonel bir isim.

Bu saydığımız 3 isimden ikisi futbol hayatlarını sonlandırırken Atiba, futbolculuk hayatının artık son demlerini yaşıyor. Elmander ve Kuyt sahada gösterdikleri başarılı performanslarını, futbolculuk kariyerlerinden sonra da devam ettiriyorlar. İkisi de futbolun içinde kalarak sosyal sorumluluk projelerinde birçok kez sahne aldılar.

Yeni nesil gelişmeli, öğrenmeli, çalışmalı diyoruz ancak onların da sahada böyle oyuncuları izlemeleri ve saha dışında nasıl yaşadıklarına dair bilgiler almaları onlar için büyük bir lütuf. Elmander, Atiba ve Kuyt gibi profesyonellerin artması dileğiyle…

Yazı: Burak Özgül 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş