YAZI: İngiltere – Hırvatistan Maç Önü

İngiltere ve Hırvatistan, bugün finalde Fransa’nın rakibi olabilmek için karşı karşıya gelecek. Bir tarafta grupta esip gürleyerek başlayan ancak daha sonra iki eleme turunda da zar zor penaltılarla çıkan Hırvatistan, diğer tarafta ise tarihinin en düşük beklentileriyle gelen ama 1990’dan sonra ilk defa yarı finale çıkan ve “Futbol evine geri dönüyor” naralarının yükseldiği İngiltere.

Hırvatistan’ın aslında genel olarak ortalamanın bir tık üstünde turnuva geçirdiğini söyleyebiliriz. Suker, Boban, Prosinecki, Bilicli efsane jenerasyon 1998’de yarı finale yükselmeyi başarmış ve üçüncülük maçını kazanmıştı. O jenerasyondan bile daha iyi görülen şimdiki Hırvatistan takımının son şansı olduğunu turnuva öncesidne belirtmiştik. Onlar da bu şansı iyi kullandı ve biraz da kura şansıyla yarı finale dek gelmeyi başardılar. Şimdi karşılarında en ciddi sınavları yani İngiltere var.

İngiltere de yıllar boyu büyük beklentilere rağmen hep başarısız oldu. En son 1990’da yarı finale çıkan İngiltere, Batı Almanya’ya penaltılarda elenmişti. O günlerden beri ne başarısızlıklar, ne hayal kırıklıkları, ne de penaltılar peşlerini bırakmıyor. Ta ki Euro 96’nın yarı finalinde yine Almanya maçında penaltıyı kaçırıp finale çıkmalarına engel olan Gareth Southgate takımın başına geçene dek. Hikayeyi zaten biliyorsunuz, Sam Allardyce bir maça çıktıktan sonra bahis skandalı patlak verdi ve İngiltere U-21 teknik direktörü Southgate, as takımın başına geçti.

O günden bugüne beklenmedik değişiklikler yaptı ve bunlardan en önemlisi 3-5-2’ye geçmesi. Ayrıca artık yeni bir jenerasyon var. Başarısızlıklardan, hayal kırıklıklarından, baskıdan ve eskide yaşanmış takım için sıkıntılardan arınmış bir jenerasyon. İngiltere artık topa sahip olmayı hedefleyen bir takım, zaten bu yüzden üçlüye geçtiler ve sağ stoperde aslında bir bek olan Kyle Walker oynuyor. Orta alandaki Lingard ve Alli burada enerji ve hücum kalitesi oluşturmaya çalışırken arkalarındaki Henderson da onların savunma zaaflarını kapatmaya çalışıyor, ki bu turnuvada orta alana hükmederek başarılı bir turnuva çıkardı. Ancak bu gece malum sorun şu “Henderson ve İngiltere orta sahası, Hırvatistan’ın birinci sınıf orta sahası ile başa çıkabilecek mi?”

Zlatko Dalic’in Rusya maçında yanlış yaptığı bir şey varsa o da üçlü orta sahayı bozmaktı. Aslında üçlü oynadıklarında da Modric bir on numara gibi oynuyor ancak orada Kramaric’in oynamasından çok daha farklı. Brozovic-Rakitic-Modric ile çıktıklarında çok daha baskın oynuyorlar ve orta alana hükmediyorlar. Brozovic de tekniğinin yanına savunma kalitesini ekliyor. İngiltere orta sahası ise müthiş enerjik ama ne Alli ne de Lingard oraların oyuncusu değil. Çaba gösterseler de burada pozisyon almayı tam olarak bilmiyorlar, ikisi de aslında birer hücumcu. Bu durumda İngiltere’nin orta alanda hakimiyeti kaybedebilme ihtimali akıllara geliyor. Ki bu da Gareth Southgate’in sistemi için kötü haber çünkü topa sahip olma üzerine kurulu. Belki 2008-2010 İspanya gibi tamamen pas oyununa bağlı değiller, kanat beklerin yaptığı ortalar, duran toplar ve Sterling’in savunmanın dengesini bozan koşuları da diğer silahları. Ancak orta alanda Alli ve Lingard bekleneni veremezse hem İngiltere etkisini kaybeder, hem de Hırvatistan daha etkili olur.

Southgate buna önlem alır mı? Ben pek sanmıyorum ama yapabileceği iki hamle var. Alli ya da Lingard’ın yerine daha komple ya da buraya daha alışık bir ismi oynatmak: Fabian Delph ve Eric Dier. Ancak Delph bir süredir sol bek, sol kanat bek olarak oynuyor ve bu denli önemli bir maçta orta alanda nasıl performans göstereceği bir soru işareti. Dier ise Kolombiya maçında oyuna girdikten sonra İngiltere orta alanda hakimiyeti verdi. Çünkü Dier fazla tempolu bir oyuncu değil ve Henderson-Dier birlikte oldukça defansif kalıyor, top yapamıyorlar. Bu da İngiltere’nin oyununa ket vuruyor. Bugün Southgate’in oyuncu değişikliğinden çok, Alli ve Lingard’a vereceği talimatların fark yaratmasını bekliyorum.

İngiltere’nin en büyük sıkıntısı bu, Hırvatistan’ın ise savunma. Sol bek Strinic takımın en zayıf halkası, Vida-Lovren ikilisi harika bir turnuva geçirse de kimse bir anlık hata yapmalarına şaşırmaz, sağ bek Vrsaljko sakatlandı ve yerine Corluka’nın oynayacağı söyleniyor. Bir de kaleci Subasic’in sakatlığı var. Bu noktada Raheem Sterling’e inanılmaz iş düşüyor. Sterling çok net goller kaçırmış olabilir ancak tıpkı Giroud gibi etrafına sağladıkları görülmüyor. Dün Giroud çok goller kaçırdı ancak defansif katkısı, etrafındakileri rahatlatması yine gözden kaçtı. Sterling’in de yaptığı koşularla rakip savunmayı bozması hatta o kaçırdığı pozisyonlara koşularıyla sağlaması görülmeyen diğer bir şey. İsveç maçında Sterling golleri kaçırsa da, Kane kendisini marke eden oyunculara karşı zorlandı. Zaten Kane-Sterling ikisini tehlikeli kılan bu. Birisi bitirici, diğeri koşularıyla pozisyon bulabilecek, rakip savunmayı bozabilecek, hatta Kane’e alan açabilecek bir oyuncu. Bu gece Sterling o koşuları yine yaparsa Lovren ve Vida’yı zor anlar bekliyor.

Peki bekler? Corluka eskiden bekte forma giyse de artık temposunu kaybetti. Corluka sağ bekte yazılsa da  Vida’nın orada oynayacağını düşünüyorum. Lovren-Vida ikilisini bozmak doğru karar değil ancak Corluka’nın bekte oynaması bundan çok daha yanlış bir karar. Eğer Corluka orada oynarsa yıllandıkça değerlenen Ashley Young, boş bulabileceği o bölgede ortalarıyla tehlike yaratabilir. Hatta kendisinden çok daha yavaş olan Corluka’ya karşı Mbappevari bir performans sergileyebilir! Sol bekte ise Strinic, İngiltere’nin gizli kahramanlarından Trippier’e karşı oldukça zorlanabilir.

İki takımın bir de diğer ortak kozu var: Duran toplar. Hırvatistan duran topları kullanabilecek oyunculara ve bu ortalara kafa vurabilecek uzun boylu oyunculara sahip. Ancak turnuva attıkları 10 golün yalnızca biri duran toptan. Ki bu da İngiltere karşısında bir sorun. Çünkü İngiltere hem duran topları iyi savunabilen hem de bunlarda gol bulabilen bir takım. Hırvatistan zaman zaman savunmada sıkıntı yaşarken (bkz. Danimarka’nın taçtan attığı turnuvanın en erken golü) İngiltere’nin de muhteşem duran top organizasyonlarına karşı zorlanabilir. İngiltere ‘nin turnuvada attığı gollerden yalnızca üçü duran top yerine akan oyundan (Kane Panama, Lingard Panama ve İsveç Dele Alli). Aslında kornerlerde basit bir organizasyona sahipler: Arkadaki Maguire’a ortayı aç, o da kafayı vursun ya da kaleye vuracak birisine topu indirsin. Çok basit ancak çok etkili çünkü hem ortalayan, hem kafayı vuran, hem de indirdiği oyuncular bunu yapabiliyor. Bu arada İngiltere’nin akan oyunda oynayamadığına dair söyleyişlere de değinmek gerek, sırf buldukları gollerin duran toplar üzerinden olması nedeniyle olan bu söyleyiş oldukça yanlış. Çünkü İngiltere de rakibini boğmasa da, turnuvada topa sahip olmaya ve pozitif oynamaya çalışan takımlardan birisi ve bunu iyi de yapıyorlar.

Duran toplarda İngiltere’nin iyi savunduğunu belirttik. Yine de duran toplardan (penaltı hariç) iki gol yediler (birisi Panama’dan diğeri ise son saniyelerde Kolombiya’dan). Ancak Kolombiya’da Mina’nın duran toplarda vurduğu kafalarla turnuvayı üç golle tamamlaması ve Panama maçında fark açıldıktan sonra konsantrasyon kaybı olması bunda etken. Çeyrek finaldeki rakipleri İsveç’e karşı duran topları iyi savunduklarını söylemek biraz ezber olur çünkü İsveç 4 maçta 15 korner bulurken, İngiltere maçında bu sayı birdi. Belkide İngiltere rakibini iyi analiz edip korner olmamasına dikkat etmiş bile olabilir. Zaten o maçta, turnuva boyunca hız dezavantajına rağmen etkili kontralara çıkan İsveç’e çok az fırsat tanıdılar, kaleye gelen üç şutta da Everton kalecisi Jordan Pickford devleşti.

Genel görünüş itibariyle beklentimiz akşam iki takımın da top oynamak istediği, orta sahayı kontrol etmek istediği bir maç. Ancak Dalic yine üçlü orta saha yerine 10 numarada Kramaric ile başlarsa İngiltere için bir fırsat olabilir. O maçtaki hamlesinin Rusya’nın potansiyel zayıf savunmasına karşı fişi erken çekmek adına olduğunu düşünüyorum. Yine de Kramaric on birde olmalı ancak bu on numara değil, pek iyi bir turnuva geçirmeyen Ivan Perisic’in yerine solda olmalı. İngiltere’de ise pek bir değişiklik olması gerektiğini düşünmüyorum. Maçta iki tarafın da şansı eşit gözükse de, Hırvatistan’ın iki maçtır 120 dakika oynaması ibreyi az da olsa dinamik İngiltere’ye doğru döndürüyor. Yine de İngiltere’nin final öncesindeki en ciddi sınavına çıkacağını da belirtmekte fayda var.

Yazı: Ege Erdoğan

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply