YAZI: Kimliğini Kaybetmek

Arjantin ve Brezilya, futbol tarihinin en iyi oyuncularının birçoğunu çıkaran iki ekol: Maradona, Ronaldo de Nazario, Ronaldinho, Batistuta, Zanetti, Rivaldo, Pele, Carlos, Cafu, Messi ve hatta Neymar. Yetenekli oyuncuları ile tanınan bu iki ülke sahip olduğu kaliteli ayaklara rağmen Arjantin en son Maradona önderliğinde 1986’da, Brezilya ise 2002’de Dünya Kupası’nı kazandı. Brezilya 2014’te ev sahibi olduğu turnuvada yarı finalde 7-1’lik Almanya hezimeti ile karşılaşırken, Arjantin de finalde uzatmalarda Götze’nin golünü engelleyemeyince yalnızca ikinci olabilmişti. 2014’te Brezilya güzel oyunu, yani ‘Joga Bonito’yu sergilemişti diyebiliriz, her ne kadar kadronun yetenek seviyesi geçmiştekine oranla düşük olsa da. Arjantin ise keyif vermeyen ancak garanti bir oyunla Sabella önderliğinde yıllar sonra finale yükselse de oyunu eleştirilmişti.

Peki bunca yetenekli oyuncuya rağmen bu iki ülke neden yıllardır kupayı kazanamıyor? Neden beklentileri karşılayamıyor? Benim bununla ilgili en büyük teorim kendi oyunlarını terk etmeleri. Futbolu gelişmesi ve modern futbolun ortaya çıkmasıyla takım olmak, savunmayı iyi yapabilmek, duran toplarda organize olmak ve ne olursa olsun oyundan kopmamak kilit noktalara dönüştü. Brezilya’nın 7-1’lik yenilgisinde birçok neden olsa da bireysel hataların yanı sıra o gerekli savunmayı ve oyundan kopmamayı yerine getiremediler, tabi bunun yanında bir sürü olası başka neden de var; ister taktiksel ister psikolojik olarak.

Kendi oyunlarını terk ettiğini söylediğim Brezilya ve Arjantin nasıl bir oyun sistemine geçmeye çalışıyor? Bu söylediğim sistemin diziliş değil, anlayış olarak olduğunu söylemem gerek. İki takım güzel oyun sergilerken topa sahip olmaya, olabildiğince hücum yapmaya ve sahip olduğunu söylediğim yeteneklerin en bol olduğu hücum bölgesini üretkenleştirmeyi hedefleyen takımlar. Bunu yaparken orta alanda hücum özelliği ve yaratıcı olan, teknik oyuncular teknik adamların tercihi olurdu. Lakin iki takım da, özellikle Arjantin, bunu yapmak yerine artık Avrupa oyununu kopyalamayı tercih ediyor. Peki bunu nasıl yapıyorlar? Brezilya’nın yaptığına henüz bir eleştirim yok çünkü ilk maçlarında istedikleri sonucu alamasalar da henüz yalnızca bir maç oynadılar. Orta alanda teknik yönünden çok savunma özelliği göze çarpan ve bu özellikleriyle de diğer hücumcuları rahatlatan Casemiro ve Paulinho oynuyor. Zaten Marcelo’nun “Sonsuza dek Casemiro ile oynamak isterim çünkü onun sayesinde daha fazla hücuma çıkabiliyorum” tarzında bir açıklaması var. Kuşkusuz Real Madrid’de sol bek Marcelo’nun, bir sol kanat hatta sol açık gibi oynayabilmesini sağlayan Casemiro’nun orta alandaki varlığı. Keza bu sezona damga vuran Manchester City orta sahada Kevin de Bruyne ve David Silva ile oynadı. Geçmişte bu iki oyuncunun orta alanda oynaması çok zor ve riskli olarak görülse de, Pep Guardiola Fernandinho’yu arkalarına koyarak onları rahatlattı ve onlara serbestlik tanıdı.

Tıpkı üçlü savunma oynamanın aslında bu bölgedeki sayıyı arttırıp savunmayı garantiye almaktan çok, ileriye fazladan bir oyuncu ekleyebilmek için geri dörtlünün birinden vazgeçmek olduğu gibi. Casemiro, Paulinho Fernandinho gibi defansif oyuncular, gelişen oyunda yetenekli, yaratıcı ve savunmayı tam anlamıyla yapamayan oyuncuların eksiklerini yerine getirmek için sahada bulunuyorlar. Bu yüzden Brezilya’nın Casemiro-Fernandinho/Paulinho ikilisi ile oynamasına fazla itirazım yok.

Arjantin’e gelirsek tamamen bir karmaşa. Brezilya yine ön alanda ve beklerinde – özellikle de solda Marcelo ile – yeteneğe önem veriyor. Kadrosunda Dybala, Agüero, Higuain, Di Maria, Messi gibi önemli hücumcular barındıran Arjantin’in en büyük eksiği bunlardan yararlanamaması, onlara pozisyon üretmeyi bırakın, topu onlara doğru bir şekilde bırakamaması. Bunun sebebi de Arjantin’in pas oyununu etkin oynayamaması ve topu bölgeler arasında geçirirken – yani defanstan orta sahaya, orta sahadan hücuma – büyük sıkıntı çekmesi. Dünkü Hırvatistan maçında gördüğümüz şey bir kereye mahsus ya da yalnızca Hırvatistan’ın öndeki ve orta alandaki presinden kaynaklı değil. Rakipleri analiz etmenin ve doğru hazırlanmanın çok önemli olduğu Dünya Kupası’nda bunu başarabilen ekipler birkaç adım öne çıkıyor, Hırvatistan da dersini iyi çalışıp, dün bunu harika bir şekilde uygulamaya döktü.

Dün üçlü oynayan Sampaoli de dediğim gibi büyük ihtimalle ileriye topu aktarabilmek ve pas oyunu oynayabilmek için bunu denedi. Zaten iki bekin üç stoperli sistemde olmasının nedeni bu. Ancak bunu başaramadılar, zaten panik halindeydiler maç boyunca. Ancak Sampaoli, sanki en büyük sorunun nerede olduğunu görememiş: orta saha. Mascherano-Biglia, Mascherano-Perez orta sahası oldukça az dinamik, formsuz ve yaratıcılık adına pek bir şey vaat etmeyen bir orta saha. Orta sahada presle karşılaştığınızda fazla güvenebileceğiniz ikili orta sahalar değil bunlar. İleriye top aktarabilme ve orta sahaya enerji katabilme anlamında sınıfta kalan bu orta sahada, bu sezon PSG’de zaman zaman sekiz numara oynayan ve burada oyunu iki yönlü olarak iyi bir şekilde oynayan Lo Celso denenemez miydi? Hem ileriye top aktarabilir, hem taşıyabilir, hem orta sahaya enerji katabilirdi. Lakin Sampaoli onu düşünmedi ve Arjantin, rakibin kendinden hem sayıca hem de yetenek olarak üstün olan Hırvatistan üçlü savunmasına teslim oldu.

Dünkü maçı bir kenara bırakırsak asıl sitemime gelelim. Arjantin yetenek oyununu kenara iterek, önceliğini Avrupai bir oyun yaptı. 2014 Dünya Kupası’nda da gördüğümüz üzere garanti oynayan, boşluk vermemeye çalışan bir yapı. Ancak hem o turnuvada hem de bu turnuvada topu taşıma ve aktarma anlamında bir şey vaat edemediler. Zaten 2014’ün bir nevi göz boyayan bir performans olduğunu söyleyebiliriz çünkü Messi’nin olağanüstü performansı olmasa Arjantin çok daha erken elenebilirdi. Aynı turnuvada Sampaoli, keyif veren ancak disiplinli ve mücadeleci bir takımla Şili ile turnuvada etkisini bırakmıştı.

Peki Avrupai oynamak neden sorun? Kendi oyununuzu kenara bırakmanın yanı sıra bu oyuncuların buna uygun olup olmadığı da çok önemli. Dünkü kadroya baktığınızda Meza ve oyuna sonradan giren Pavon hayatında hiç Avrupa’da forma giymemiş, sol kanat beki Acuna ve sol stoperdeki Tagliafico Avrupa’da ilk, stoperde oynayan sağ bek Mercado ikinci sezonunu geçirdi. Yıllarca Benfica ve Valencia’da forma giydikten sonra ülkesine dönen Perez ve Çin’e transfer olan eski Barcelonalı Mascherano, yaşları ilerlemiş, dinamizmini kaybetmiş ve zaten yıllar boyunca hücumun savunmandan çok daha önemli olduğu ülkelerde forma giymiş. Yani Arjantin’in bu oyuncu kadrosu, yapı itibariyle Avrupai oyuna pek müsait değil gibi. Çünkü ne oyuncuların fiziksel özellikleri, ne bazılarının taktik bilgileri, ne de yine bazılarının Avrupai oyunu tecrübe etmemesi ya da çok az etmesi bunda etkin.

Elbette takım olmak, iyi savunma yapabilmek önemli. Gerek kulüp bazında gerek turnuvalarda bunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz, İzlanda tarihin en büyük sürprizlerine imza atarken ve bu turnuvaya gelirken bunu başardı. Ancak sorum şu: Arjantin, kendisi mi olmalı yoksa İzlanda ya da İsveç gibi mi? Arjantin’in yetenek havuzu kendi oyununa mı daha uygun, yoksa Avrupa’ya mı? Tüm hücum silahlarını mı kullanmalı yoksa takımda yetenek açısından geride olan ya da yetenekli oyuncular yeteneklerinden kısıp başka işlere yoğunluk verirken Messi yalnız başına mı kalmalı? Başarılı olan sistemleri kopyalamayı mı denemeli yoksa kendi kimliğini yeniden öne mi çıkarmalı? Cevabı sizlere bırakıyorum.

Yazı: Ege Erdoğan

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply