YAZI | Londra’dan bir Fransız geçti! Arsene Wenger…

yazi-londradan-bir-fransiz-gecti-arsene-wenger

Kendisine onun “Yenilmezler”iyle bu sezonun Manchester City’si arasındaki fark sorulduğunda “Bizim petrolümüz yoktu ama fikirlerimiz vardı…” diyerek oldukça imalı bir şekilde başlamıştı söze. İki oda bir salon montlu kralın fikirleri o dönemde takılı kaldı da yalnızca zaman mı ilerledi tam olarak bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey var: 22 yıllık Arsenal efsanesi koltuğunu bırakıyor. “Olması gereken buydu.” sözleri söylenebilecek her yerde söylendi. Biz tüm bunları bir kenara bırakıp futbolun topu gökyüzünden yere indiren Wenger’ine saygı duruşu adına, onun hikayesine “bir yaz mevsimi üstü açık bir arabanın sürücü koltuğuna atlayıp rüzgâra karşı teypten dinlenen şarkılara eşlik etmek” tadında bir yolculuğa çıkacağız.

Wenger’in oyunculuk kariyeri teknik direktörlük dönemi kadar ihtişamlı geçmiş olmasa da futbolculuk hayatının onu olduğu seviyeye getirmesindeki etkisi yadsınamayacak kadar fazlaydı. Fransız, oynadığı süre boyunca sahada çabuk ve hızlı olma konusunda daima 1-0 geride kalmıştı ama oyunu okuyuşu, ileri görüşlülüğü ve liderlik vasfı kendi skor tabelasında 1-1’lik eşitliği görmeye yetmiş de artmıştı bile. Profesyonel olarak 1969 yılında başladığı futbolculuk kariyerini bambaşka bir yola sokacak dönemece Fransız ekibi As Mutzig’de tanıştığı akıl hocası aynı zamanda antrenörü olan Max Hild’le girdi. Hild’in RC Strasbourg’da yedek takımın antrenörlüğünden gözlemci pozisyonuna getirilmesinin ardından kendisinden boşalan mevki için üstlerine vereceği isim belliydi: Arsene. Zaten futbolu bırakmaya niyetlenen Wenger, henüz otuzlu yaşlarında teknik adamlık gömleğini mağazadan sipariş etmişti bile! Bu arada nadir de olsa kendi antrenörü olduğu takımda forma giydi, birkaç kez as takımda ön libero olarak sahaya çıktı. Ama bir kez taktik tahtasının kokusunu almıştı genç antrenör ve 1981’de futbolculuk kariyerini tamamen sonlandırdı. Oyuncu olarak yeşil sahalara vedasından sonra çalıştırdığı ilk takım 1984’te Nancy Lorraine oldu.

Geçen iki güzel yılın ardından üçüncü yıl Wenger için işler pek de istediği gibi gitmeyecekti. Küme düşmeleriyle birlikte 1987’de kulüple yolları ayrıldı. Aynı yıl Monaco’dan gelen çağrıya kulak verdi taze teknik adam. 1987’de başlayan yeni macerasına 1 Lig Kupası ve 1 Fransa Kupası’yla birlikte 1994’e kadar tam bağlılıkla devam etti. Öyle ki ekibi için Fransa Milli Takımı’nı bir köşeye itmişti. Kaderin sillesi mi futbol dünyasının acımasızlığı mı demek doğru olur bilemeyeceğiz, kulüp 1994’te Wenger’i görevden aldı. 1995’te vatanından gurbete, takım adalar ülkesi Japonya’ya çevirdi rotasını. Burada Nagoya Grampus Sight kulübüyle anlaşma sağlandı. Sıkı çalışma ve Fransız’ın oyun aklı sonucunda geldiği sezonun sonunda takımıyla birlikte Japonya Kral Kupası’nı almayı başardılar.

Arsenal için Arsene!

Wenger’in Wenger olduğu Arsenal hikayesinin başlangıcı ise kulübün başkan yardımcısı David Dein’le birlikte yenilen bir akşam yemeğine kadar uzanıyordu. Henüz Monaco’yu çalıştırırken takımının Şampiyon Kulüpler Kupası’nda eşleştiği Galatasaray’ı izlemek adına 31 Aralık günü İstanbul’a gelmişti Arsene. Dönüşte aktarma yapmak için İngiltere’ye uğrayacak olan teknik direktör burada bir futbol maçı izlemek istedi. 2 Ocak 1989’da Arsenal’in ilk stadı Highbury’de Kuzey Londra Derbisi’ndeydi. Bu aynı zamanda ileride evi sayacağı sahaya ilk ziyaretiydi. Başkan yardımcısı, Monaco’nun menajerinin de maçta olduğunun haberini alınca ziyaretçisiyle tanışmak üzere maç sonrası soluğu Wenger’in yanında alacaktı. Trençkotu ve burnunun üzerine yerleştirdiği çerçevesiz gözlüğüyle oldukça havalı görünen bu genç teknik direktörü arkadaşlarıyla beraber yenecek bir akşam yemeğine davet etti Dein. Gecenin sonunda bu genç ve yeniliğe açık beyin karşısında başkan yardımcısı hayallerinin tohumlarını toprağa atmıştı bile, Arsenal için Arsene! Ancak Wenger’in Monaco’da mutlu olduğu ve Arsenal’in başında teknik direktör George Graham’ın olduğu o dönem için bu hayalin biraz ertelenmesi gerekecekti.

yazi-londradan-bir-fransiz-gecti-arsene-wenger

Arsene Wenger

Wenger’in Asya’da Nagoya Grampus’ta göreve başlamasından çok kısa bir süre sonra Arsenal kulübü, teknik direktörlerinin olaylarıyla çalkalanıyordu. Graham’ın, futbolcuların sözleşme imzalaması karşılığında bu sözleşmelerden komisyon aldığı ortaya çıkmıştı! Zaten her ne kadar zafer getiriyor olsa da “bir gol bul ve ardından savunmaya otobüs çek” anlayışı taraftarı çok bunaltmıştı. Artık Highbury sakinleri futbol izlemek istiyordu. Bu skandalın üzerine yönetim hiç düşünmeden 1995’te Graham’la yollarını ayırdı. Dein senelerdir hedef tahtasının ortasına yerleştirmiş olduğu Arsene için ilk şansını işte o zaman denedi ancak büyük bir dirençle karşılaştı. “İngiliz futbolunu İngilizler yönetir” anlayışı sadece Kırmızı-Beyazlı takımı değil tüm adayı ele geçirmiş bir anlayıştı. Etraftaki ilk örneklere bakılacak olursa kulüpler bu korkularında çok da haksız sayılmazlardı, üstelik Wenger’in Japonya’daki sözleşmesi devam ediyordu. Tüm bunlara rağmen başkan yardımcısının çabasıyla 1995’te Fransız’a resmi bir teklif götürüldü fakat teknik adam sözleşmesine sadık kalacağını bildiriyordu. David’in hayalleri bir başka bahara kalmıştı, kulüp o senenin yazında takımın başına Bruce Rioch’u getirdi. Rioch’un kulüple çıktığı serüvenin sonu pek aydınlık görünmeyince birinci yılın sonunda İngiliz teknik adamla yollar ayrıldı. Dein bu sefer eline geçen bu fırsatı kaçıramazdı. 30 Eylül 1996’da Highbury de adanın dışından gelen bir yabancı gülümsüyordu. Wenger, Johan Cruyff’un da aralarında bulunduğu pek çok aday arasından sıyrılmış, gömleğinin üzerine taktığı Arsenal logolu kravatıyla kameralara nazar ediyordu. Taraftar, basın ve diğer ülke sakinleri kulübün adına oldukça benzeyen Arsene isminin etkisinden kurtulur kurtulmaz bu yabancıyı misafirliğe gelen çok uzak akraba muamelesiyle karşılamakta gecikmediler. Kimdi bu adam? Daha önce İngiliz futbolunun içinde hiç bulunmamış biri bu yükün altından kalkabilir miydi? Tüm bu tepkilere karşın başkan yardımcısı hayalini gerçekleştirdiği ilk ve en büyük adımı atmıştı. Zaferini şu şekilde dile getiriyordu Dein “Uyandığımda ilk söylediğim şey bu bir kader ve Arsenal için Arsene olacak.”

Beyaz-Kırmızı reform

Yerini yadırgayan taraf sadece İngiliz’ler olmayacaktı. Wenger de ülkeye, kulübe ve taraftara alışmakta oldukça zorluk yaşadı. Futbolculuğu zamanında yaptığı gibi gerginliğini almak için sahaya bağdaş kurup oturmak gibi bir lüksü de yoktu üstelik. Bu konu üzerine “Bazen hayatta kalamayacağımı hissettim.” demişti Fransız teknik direktör. Fakat kendini bulması çok da uzun zaman almadı ve bununla birlikte takım baştan başa bir revizyonda buldu kendini. Her şeyden önce yemek ve egzersiz düzenine el koyarak işe başladı. Oyuncu diyetlerine katı kurallar getirdi, her cuma gününü hamburger kola bayramı ilan etmiş futbolcular ellerinden emzikleri alınmış bebeklere dönmüşlerdi adeta. Her türlü alkol yasaklanmış beslenme düzenlerine ekstra protein ve multi-vitamin takviyesi eklenmişti. Oyunun dışında düzen büyük ölçüde değişmişti fakat asıl yenilik saha içinde hazır ol vaziyetinde bekliyordu.

Wenger zamanına denk gelen ve dünya futbolunu sarıp sarmalayan üçlü savunma furyasından İngiliz futbolu da nasibini almıştı. Ligde büyük çoğunluk bu defans sistemini benimsemişti. Bu üçlü anlayış her ne kadar savunmadan birinin orta alana katılıp hücumu desteklemesi amacıyla ortaya çıkmış olsa da bir süre sonra dinamik futbol için pek de olması istenmeyen bir kalıba girecekti. Orta alan beşlisinde bütün kanadın yükünü hem hücum hem defansif anlamda taşıması gereken wing-backler adete katı birer savunmacıya dönüşmüşler, görünüşte üçlü ancak anlayışta beşli savunma sistemleri kendilerini göstermeye başlamıştı. Bu durağan futbola can verecek yeni bir kan gerekiyordu ve aranılan donör de Wenger’in düşüncelerinde saklıydı. Dönemin savunma aşkı odaklı 4-4-2’sini var olan bir heykeli yeniden yapılandırırcasına düzenlemeye koyuldu. Belki de yaptığı en büyük iş beklerden hücuma destek veren kanat oyuncuları yaratmasıydı. Ortaya koyduğu hızlı pasa dayalı dikine futbol anlayışı İngiltere futbolunun çehresini tamamıyla değiştirecek kıvılcımı yakmıştı. Üstelik ortada ateşi alevlendirecek yeterince barut yokken. Onun bu dokunuşlarla 8 senede kazandığı 3 şampiyonluk, Premier Lig’i seneler içinde tekrar dörtlü savunma oynamaya itecekti.Bu dönüşüm ve değişimin mantalitesi takımın içine seneler içinde yerleşse de ilk hasatlarını vermekte gecikmeyecekti. Göreve getirildikten 2 yıl sonra 1998’de Lig kupası ve FA Cup Wenger ve çocuklarınındı. Bir sezon sonra kıl payı kaybedilen şampiyonluk çok da can yakmayacaktı çünkü takım gümbür gümbür ben geliyorum diyordu. Seneler içinde oturtulan kadro yapısı ve oyun anlayışının en büyük eseri ise 2003-2004 sezonunda gelecekti: Fransız’ın yenilmezleri.

Arsene ve takımının 2002-03 sezonunun 36’ncı haftasında 6-1’lik Southompton galibiyetiyle başlayan destan 2003-2004 döneminin tamamında sürdü. İngiliz ekibi o sezon oynadığı 38 maçta, 26 galibiyet 12 beraberlikle Premier Lig’de inanılmaz bir rekora imza atıyordu. Toplamda 49 maça kadar dayanan bu namağlubiyet serisi 2005-06 sezonunun 10’uncu haftasında Manchester United tarafından sona erdirilecekti. Bu inanılmaz hikayeyi yazan yalnızca Arsene Wenger değil onunla birlikte birbirini kitap gibi okuyabilen ve takım oyununu çok iyi oynayabilen 11 adamın varlığıydı. Bergkamp’ın yıllandıkça güzelleşen futbolu, Pires’in ofansif olarak gösterdiği maharet, Campbell’in komutanlığındaki savunma hattı, Henry’nin sahaya tek başına çıksa gol atabileceğine inandıracak skorerliği, Lehmann’ın kalesindeki devliği…

yazi-londradan-bir-fransiz-gecti-arsene-wenger

Arsene ve hafızlara kazınan montu

En yüksek noktaya ulaştığınız zaman artık yükselebilecek başka bir alanınız yoktur ve yeni şartlar geliştirilip stratosfere kadar taş döşenmediği noktada bir süre sonra aşağı inmeniz gerekir. Arsenal’de bu dönem 2006 yılına tekabül ediyordu. 2004’ten bu yana İlk 11’de defolar başlamış, Arsenal yönetimi “Highbury dar gelir yeni stat lazım” diyerek bugünkü Emirates’in yapımı için maddi yük altına girmiş ve Premier Lig’e binyıl futbolunun yeni ortakları gelmişti. Ortada yenilenmesi gereken bir kadro vardı ancak kulüp içinde bulunduğu durumdan dolayı Wenger’in deyimiyle Wenger’e petrol vermiyordu! 2006 Şampiyonlar Ligi finaline Barcelona’ya karşı 2-1 kaybedilen şampiyonlukla Arsenal Londra’nın ilk Şampiyonlar Lig’i şampiyonu olma fırsatını elinden kaçırdı. Bir devrin kapılarının kapanış gıcırtısı kulaklarda daha net duyulmaya başlamıştı artık. 2006’da başlayan bu tersine dönüşüm bir süre sonra takımın şampiyonluk değil de ilk dört içinde yer almasına, Şampiyonlar Ligi’nde derece yapmasına değil de Şampiyonlar Ligi’ne katılmasına dönüştü. Bu noktada belki de Profesör’ün en büyük hatası sürekli değişen bu oyuna karşı zamanında kendi değiştirdiği kurallara sıkı sıkı bağlı kalmış olmasıydı.

Tüm bunlara karşın Arsenal’i Arsenal yapan İngiltere Ligi’nin namını dünyaya taşıyan adamdır Wenger. 2003-04 sezonunun gençleri daha Klopp’un gözlükleri ortada yokken “hücum belki ama savunmasız asla” anlayışının arasında “direkt hücum hep hücum” futbolu izledi, üstelik bu futbolla hiç yenilgisiz şampiyonluk kupası kaldırılabileceğini gördüler. Ada futboluna giren yabancı olarak İngiliz futbolunda bir duvarı yıkıp yeni bir yol inşa etti Arsene. 22 yıllık süreçte çıktığı 1197 maçta 694 galibiyet elde etti; 3 Premier Lig şampiyonluğu, 7 FA Cup şampiyonluğu ve 6 Community Shield şampiyonluğunu kariyerine yazdırdı. Bugün, bırakması gereken noktada değil de uzunca bir rötarla bırakmış oldu Wenger. Bizce bu ayrılıktan sonra Ferguson’un sakızıyla Wenger’in o üzerine iki-üç beden büyük gelen montu aynı yerde saklanıyor olacaklar. Dein’in de dediği gibi Arsenal için Arsene’ydi ve Londra’nın kaderinden bir Fransız geçti.

FFT MAYIS
Yazı: Zübeyde Özcan

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş