Yıldıray Baştürk Bursaspor sportif direktörü oldu

Yıldıray Baştürk Bursaspor sportif direktorü oldu

Bugün bildiğimiz gurbetçi futbolcuların öncüsü, Yıldıray Baştürk Bursaspor için sportif direktör olarak çalışacak.


Uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan Yıldıray Baştürk Bursaspor’un sportif direktörü olarak Türkiye’ye geri döndü. “Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır” diyerek, tüm kariyerini konuştuk.

Nerelerdesin? Futbolu bıraktığından beri neler yapıyorsun?
Ailemle vakit geçiriyorum. Bir oğlum ve bir kızım var. Leverkusen’de eğitim alıyorum, antrenmanları ve altyapıdaki çalışmaları takip ediyorum. Benimle çalışmak istediklerini söylüyorlar ama daha karar vermedim.

Teknik direktör olarak Türkiye’ye gelmeyi düşünüyor musun?
Gelecek tekliflere bağlı.

Bir röportajında “Kariyerimin son döneminde Türkiye’de oynamayı düşünüyorum” demiştin. Türkiye’de futbol oynamadığına pişman mısın?
Değilim. Avrupa’da ilk 11 oynadığım sürece Türkiye’yi düşünmeyeceğimi her zaman söyledim.

Türkiye’de her transfer döneminde senin haberlerin çıkardı. Hiç ciddi anlamda kulüplerle görüştün mü?
2002 ile 2004 arası Fenerbahçe’yle, 2004 ile 2006 arasında Özhan Canaydın’la görüştük. Stuttgart’ta oynarken de Yıldırım Demirören’le görüşmem oldu. Saygı duyduğum için görüşüyordum ama düşünmediğimi baştan söylüyordum.

Yıldırım Demirören, Yıldıray'ı Beşiktaş'a istemişti

Yıldırım Demirören, Yıldıray’ı Beşiktaş’a istemişti

Almanya Milli Takımı için hiç teklif almış mıydın?
18 yaş grubunda Berti Vogts’tan teklif aldım ama o zaman kurallar değişikti. Genç milli takımlarda hangi ülke için oynuyorsan onun için devam etmek zorundaydın. Düşünmedim bile. Şimdi yeniden hangi takım için oynarsın diye sorsalar yine Türkiye’yi seçerim.

“Bazen hâlâ rüyalarımda kadro dışı kaldığımı görüyorum”

Şenol Güneş ve Fatih Terim’le aranda bir sorun mu vardı? Türkiye’de futbol oynuyor olsaydın durum farklı mı olurdu?
Fatih hocayla özel bir problemim hiçbir zaman olmadı ama beni Avrupa Şampiyonası’na götürmemesi hayatımın en büyük hayal kırıklığıdır. Hatta hayatımın dönüm noktasıydı diyebilirim. Ondan sonra milli takımda doğru düzgün maça çıkamadım. Kadro dışı kalacağımı hiç beklemediğim için şoke olmuştum. Gözlerim doldu. Bazen hâlâ rüyalarımda kadro dışı kaldığımı görüyorum.

Fatih Terim senin Stuttgart’ta sürekli oynamana rağmen milli takımda yedek kalacağından bahsetmişti ve “Yedek kalsa daha çok üzülecekti” demişti. Katılıyor musun?
Bana da aynı şeyleri söyledi. Onunla birkaç yıl çalıştık ama o benim en iyi olduğum dönem değildi.

3 Haziran 2002 tarihini hatırlıyor musun?
Brezilya maçını mı söylüyorsun? Güzel maçtı. 60’ıncı dakikada oyundan alınmıştım. İyi de oynuyordum.

Hepimizin aklında kahrederek oyundan çıkışın kaldı…
İyi ki çıkartmış (gülüyor). Çok sinirlenmiştim çünkü elemelerde Avusturya’ya iki gol attırmıştım. Maçta darbe yediğim için devre arasında masörün odasında yatarken yanıma Sergen abi geldi. O da yedek. “Ne yapacağım böyle?” dedim. “Ne yapacaksın, çık artık, yapacağını yaptın” dedi. Biraz da kendini düşünüyordu (gülüyor). Ben çıktım, o girdi.

Türkiye’ye milli takım için geldikçe “Ne yapıyor bu adamlar?” dediğin konular oluyor muydu?
Her şeyi yeteneğimizle kapatabiliyorduk o zaman. Taktik çalışması fazla olmuyordu.

“Çıkın aslanlar gibi oynayın” mı diyorlardı?
O daha fazla oluyordu evet (gülüyor).

Kimse tahtaya geçip “Sen buradan bindireceksin, top daha çok şu alanda kalacak” filan demiyor muydu? Yoksa “Vatan millet Sakarya!” mı?
Daha çok damardan giriliyordu (gülüyor). UEFA Kupası’nı kazanan kadro milli takımı da bir dönem sırtladı. Şenol Güneş de o ekiple çalıştığı için baştan kazandı. Bizim zamanımızda benim gibi Şampiyonlar Ligi’nde final oynayıp gelen adam açıkta kalıyordu. Şimdi Avrupa’da ilk 11’e giremeyen oyuncu çağırılıyor.

Altyapıdayken 18 yaşında Bundesliga’da oynayacağına inanıyor muydun?
Kimse inanmıyordu ki! Gurbetçiler benden sonra “Benim çocuğum da futbolcu olabilir” demeye başladı. Şimdi artık mecburen olacakmış gibi düşünüyorlar (gülüyor).

Almanlar senin en çok tekniğine hayrandı. Kendini nasıl geliştirmiştin?
Kafeslerde büyüdüm. Toprak taş zeminde etrafı demirlerle çevrili olan yerler vardır. Onlara kafes diyoruz. 30 metrenin içinde yapamayacağın şey yok. Götze, Mesut, Nuri, Boateng kardeşler… Hepsi kafeslerde yetişti. Almanlar önceden “Panzerler” olarak bilinirdi, fizik gücüyle başarılı olurlardı. Artık o yok. Şu an hem fizik hem teknik olarak bizden öndeler.

En çok takdir edildiğin konulardan biri de savunmaya yaptığın katkıydı. “Biraz da bireysel oynasaymışım” diyor musun?
“Keşke defansa yaptığım katkıyı hücuma yapsaydım” diyorum. Daha fazla gol atardım, dikkat çekerdim. Tabii takım oyuncusu olduğum için de iyi yerlerde oynadım.

2001 yılında Leverkusen’de Şampiyonlar Ligi finali oynayıp bu onura ulaşan ilk Türk olmuştun. Neler hissettin?
Her şey ayrı bir heyecan. O zamanlar ilk olduğumu da bilmiyordum (gülüyor)! Yarı finalde Manchester United’ı eledik, grupta Arsenal, Barcelona, Liverpool vardı… İçeride de dışarıda da önümüze geleni yeniyorduk. Tek dezavantajımız yedek kulübemizde iyi futbolcuların olmamasıydı. Takım 11 kişiydi diyebilirim.

“Sakatlıklar beni çok geriye attı. Futbolu istediğim gibi bırakamadım”

Fenerbahçe’ye karşı da oynamıştınız… Ne hissettin o maçta?
Bir gol atmak istedim ama olmadı (gülüyor). Fenerbahçe zaten sıfır çekmişti o sezon. 10 maç oynasak 10’unu da alırdık. Ballack, Berbatov, Ze Roberto vardı. Maçlara güle oynaya çıkıyorduk. Toppmöller rakibi hiç konuşmazdı.

Ballack, Baştürk'ün takım arkadaşıydı

Ballack, Baştürk’ün takım arkadaşıydı

O sezondan sonra takımdaki futbolcuların çoğu transfer oldu. Sen neden ayrılmadın?
Bayern Münih’ten, Inter’den, Liverpool’dan teklif aldım ama takımdan çok futbolcu ayrıldığı için beni göndermek istemediler.

Aslında çok azimli bir futbolcuydun ama hep küçük şanssızlıklar önünü kapattı. Ara ara isyan ediyor muydun?
Bir kısmetsizlik vardı, evet. Sakatlıklar beni çok geriye attı. Futbolu istediğim gibi bırakamadım.

Sürekli nükseden bir sakatlığın mı vardı?
Dizimdeki sakatlık sürekli tekrarlıyordu. Bir de bazen adale sakatlıkları yaşıyordum.

Daha küçük kulüplerde bir süre daha oynamayı hiç düşünmedin mi?
İyi yerde bırakmak istedim. Anadolu kulüplerinden, 1. Lig’den teklifler almıştım. Çok iyi paralar teklif ettiler ama gitmedim.

Yaş geçtikçe teklif gelen kulüplerin küçülmesine bozuldun mu?
Niye böyle oldu diye düşünüyorsun tabii. Sevdim bu soruyu! Hâlâ düşünüyorum bak (gülüyor). Çok da fazla koymadı galiba.

Birlikte oynadığın en iyi futbolcu kim?
Ze Roberto! 40 yaşında ama vücudunda bir gram yağ yoktu.

Gurbetçi olmanın nasıl zorlukları vardı?
Burada başarılı olmak istiyorsan Almanların kurallarına uyman lazım. Yoksa seni yok sayarlar. Bu pek hoşuma gitmeyen bir durumdu.

Annen, baban ne iş yapıyordu?
Annem yedi çocuklu bir ev hanımıydı. Babam Zonguldak’tan maden işçisi olarak gelmiş. Futbol oynamamı istemiyordu. “Okuyup kendini kurtaracağın yerde bir de bana krampon masrafı mı çıkaracaksın!” diyordu.

Küçükken annene babana “Gurbetçi ne demek” diye soruyor muydun?
Sormam mı? Türkiye’ye gidiyorsun gurbetçi, buraya geliyorsun Türk. Ben neyim şimdi? Türk mü, Alman mı? Gurbetçi ne demek? “Alamancı” var bir de (gülüyor).

Yıldıray Baştürk tüm gurbetçilere örnek oldu

Yıldıray Baştürk tüm gurbetçilere örnek oldu

Oynadığın kulüplerde seni dışlayan arkadaşların oldu mu?
Hep oldu. Benimle aynı yaşta olan bir Almandan en az iki kat daha iyi olmam gerekiyordu ki maça çıkabileyim. Benden sonra Hamit ve Halil de insanların bize bakışını değiştirdi. Önyargılarını kırdık.

Hamit’e, Halil’e, Nuri’ye, Mesut’a abilik yapan sendin. Şu an Almanya’daki genç futbolcularla da görüşüyor musun?
Hepsinin abisiyim (gülüyor). Beni arayıp. “Kime güvenelim, sen ne yaptın?” diyorlar.

Yıldıray Baştürk Bursaspor Sportif Direktörü olmadan önce FourFourTwo Dergisi için bir Benim 11’im hazırlamıştı. Okumak için tıklayınız. 

Röportaj Hilal Gülyurt 

Yorumlar

yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın Giriş

Leave a Reply